İki gün önce başlattığım hikayeye devam edeceğim arkadaşlar. Okumadıysanız ve "şimdi iki gün önceki hikayeyi kim okuyacak diyorsanız" bunu da okumanızı çok tavsiye etmiyorum. Fakat "neymiş ya o iki gün önceki yazı getir bakayım" diyorsanız buyurun :)
Tolga en küçük sessizlik anında önüne dönüyor ve sohbet için çok istekli görünmemeye çalışıyordu. Damla ise bu durumu kırmaya niyetliydi. Üzerindeki ince hırkayı çıkardı. Önündeki koltuğun üst kısmında yer alan katmanlı minderlerin arasına sıkıştırdı. Hırkanın büyük bölümü aşağı sarkıyordu. Böylece kemerini çıkardığı an yüzüne vuran ışıktan kurtulabilecekti. Ardından kemerini çıkardı ve oturduğu koltuğun üzerinde bağdaş kurarak Tolga'ya döndü.
Hissettiğin şey aslında düşündüğün kadar önemli değil.
Tolga başını tekrar kadına çevirdi. Devam etmesini bekliyor gibiydi. Sırtını cam tarafına verip Tolga'ya doğru dönen Damla ise konuşma konusunda epey istekliydi.
Sen buzda uyurken duyguların bile fonksiyonel bir karşılığı olduğu keşfedildi. Hatta işin komik yanı kuantumun olasılık ilkesi baz alınarak yapılan bu keşif Einstein'ın deterministik görüşü (nedensellik) ile nispeten eşleşti.
Damla bir dedikoduyu keyifle anlatır gibi anlatıyordu. Tolga ise karşısındaki kadının söyledikleri hakkında bir fikri yok gibi davranıyordu.
-Bu iki görüş birbirine taban tabana zıt değil miydi?
Aslında öyle. Hatta duyguların olasılık dalgası haritası çıkarılarak bir fonksiyona dönüştürüldü fakat nedensellik ilkesinin de tüm olası durumların arkasını doldurabildiği fark edildi. Şimdi şöyle bir sorun var. Ben sana bunları neden anlatıyorum?
Tolga anlam veremeyen bir şekilde baktı ve Damla kendi haline gülüyordu.
Kafam çok kolay dağılıyor. Konuya en başta nereden girmiştim?
Tolga da gülümsedi. Karşısındaki kadının yoğun enerjisine karşılık kendisi yavaş konuşuyordu.
-Duygularımın bir önemi olmadığını söyledin...
Açıklama yapmayınca biraz rahatsız edici olmuş evet. Demek istediğim şu;
İnsanlar binlerce yıldır duygularını tanrısallaştırma eğilimi gösteriyor. Hepimiz farklı hissettiğimizi başkalarının anlayamayacağı kadar güçlü duygularımızın olduğunu iddia edip duruyoruz. Fakat durum artık o kadar karmaşık değil. Tahmin ediyorum yakında AIR'lere (yapay zeka robotları) duygu ekleyeceklerdir. Yine tahmin ediyorum bu duyguların şiddetini de kolaylıkla ayarlayabilecekler. Çünkü hormonlar yardımı ile hissediyoruz ve eminim beyni ne kadar baskıladığı da gözlemlenebilmiştir.
Tolga, Damla'ya odaklanmış dinliyordu. Kadının heyecanla düşüncelerini karşısındakine aktarma çabası hoşuna gitmişti. Farkında değildi ama Damla konuşurken yüzünde kalıcı bir gülümseme oluşuyordu.
Tamam Tolga toparlıyorum öyle bakma.
Yani senin şu an yaşadığın stres, dünyayı farklı bulmanın verdiği kaygılar vs hepsi gerçek fakat aynı zamanda hepsi sahte. Bilim insanlarının elinde tuttuğu bir denklemi yaşadığını unutma. Sen daha bu duruma düşmeden olacakları tahmin edebiliyorlarken kendini bu kadar üzmemek için bir gerekçen var.
-Ben biraz eski kafalıyım o zaman. İnsanlar zararlı ve anlamsız olduğunu bilmelerine rağmen yüzyıllar boyunca sigara içtiler. En kötü senaryoda bile duygular benim sigaram olur.
Ben sadece sana zarar verdiği noktada müdahale edebilirsin demek istemiştim. Oradan bakınca duygusuz biri gibi mi görünüyorum?
-Biraz düşününce bana yardım etmek için yanıma oturup "yardıma ihtiyacın yok" diyorsun.
Oradan bakınca aptal görünüyormuşum.
-Hayır değil. Mantıksız değil söylediklerin ve yaptığın şey. Teşekkür ederim. Fakat istediğin zaman düşünce ve duyguları azaltamıyorsun. Bu trenin de nasıl çalıştığını ve neden hareket edebildiğini biliyoruz fakat şu an durdurmak adına elimizden bir şey gelmiyor. Duyguların elimizde çalışma şekli ve gerekçeleri varsa istediğimiz zaman müdahale edebiliriz demek değil bu.
Trende belirli aralıklarla camların üzerine yerleştirilmiş küçük ekranlar vardı. Çocukların ulaşamayacağı yükseklikteydi. Damla ayağa kalktı ve avuç içini kendine yakın olan ekrana dayarken;
Beni bırakıp gidersen arkandan küfür ederim!
Tolga henüz durumu idrak edemeden tren, insanları zorlayan bir hızla yavaşladı. Hatta ayakta olan Damla önündeki koltuğa çarpmış, dengesini güçlükle sağlayabilmişti.
-Ne yapıyorsun???
Acil koduyla treni durduruyorum.
-Sırf bu örneği verdiğim için mi?
Sırf olağan davranmak zorunda hissettiğin için. Bu aptal treni herkes durdurabilir. Bunu bilmene rağmen seçeneksizliğini bu örnek üzerinden anlatmayı seçtin. Neden?
Vagon kapısının açılmasıyla birlikte silahı elinde iki polis içeri girdi. Tren ise ancak durmuştu. Polis acil durum sinyalinin tam olarak hangi noktadan geldiğini biliyordu. O nedenle Damlaya doğru yöneldi.
"Hanımefendi acil durum nedir?"
Anlatması biraz güç. O nedenle "lüzumsuz kullananlar cezalandırılır" cezasından almak istiyorum.
"O zaman bizimle polis merkezine gelmeniz gerekecek."
Pekala gidelim.
Tolga şaşkın bir ifade ile olanları izliyordu. Damla ise polisin isteği doğrultusunda ilerlerken Tolga'ya döndü;
"Gelmiyor musun?"
Arkadaşlar kuantum mekaniğinin olasılıksal dalga ile açıklandığını biliyorum fakat determinizm ile örtüşmesi vs tamamen farazi ve bir dayanağı olmayan şeylerdir. Sadece hikaye yazarken o şekilde kullanmak istedim. Kuantum ile ilgili bilgi için hesabını takip edebilirsiniz. Zamanı belli olmamakla birlikte yazı hazırlayacağını belirtti.
Ayrıca #turkcebilim etiketi ile Türkçe bilimsel paylaşımlarımızı bir havuzda toplama fikri sundu. Bence epey gerekliydi. Bu hikaye için çok uygun olmasa da tanıtabilmek adına kullanmak istedim.