Az önce hastaneden geldim. Kan emicilerle savaşım hayırlısıyla bitti. Gelin görün ki sol kolum felç. Bir de çalışmama isteğim tavan, yazayım bari dedim.
Bu elit kitapçı ortamında cuma vesilesiyle size pavyon deneyimimi anlatmaya karar verdim. Sıradan bir Ankara akşamında güzel bir gece geçirelim diye biricik kız arkadaşımla dışarı çıkalım dedik. Çok sevdiğim bir galeri (isim veremeyeceğim kendileriyle hala çalışıyorum) var burada aynı zamanda muazzam bir bara sahip. Oturması, dans etmesi, sohbeti güzel, tatlı bir yerimiz. Ama şöyle bir sıkıntısı var; bazı günler, Ankara'nın "elit" av - avcı ilişkisinin merkezi benim gözümde. "Aranıyor plakası 06". Çok akıllı olduğum için bugün bizi burada yerler diye 10 yıllık, beyefendi (bundan sonra metin içinde böyle anılacaktır) arkadaşımı da çağırdım.
Her şey mükemmel, çok eğleniyoruz vs. Bu sırada, organize ettiğimiz etkinliklerden birinde tanıştığım "bebiş" bir tanıdıkla karşılaştım. Beyefendimizle aynı liseden mezunularmış, onlar da yüz aşınasılar yani. Delikanlı tam olarak şu cümleleri kurdu.
İyi ki buradasınız. Abi az sonra patronum gelecek, çok gerginim. Benimle otursanıza
Bizim beyefendi alkolün verdiği yetkiyle bir anda yiğide dönüştü. Tabi ya yalnız bırakır mıyızlar, kardeşimize sahip çıkalımlar, bu çocuk sahipsiz değilcilikler, daha bilumum şey. Bu arada kalelerimden biri çoktan düşmüş ben fark edememişim. Hanım kızımız 1 haftalık crush'ıyla flörtleşmeye gitmiş. Mecbur masada beyefendi arkadaşımız, delikanlı tanıdığımız, BEN olarak kaldık. Patron da gelince saatlerce iş hayatı, lise hayatı hatta askerlik anıları dinledim. Haliyle sıkıntıdan ben de biraz alkole meyletmişim.
Buraya kadar herşey mükemmel, masadaki kadın sayısı az olsa da seviyeli bir muhabbet var. Delikanlımıza git gide daha çok alıştım daha çok sevdim, patronu da baya anlayışlı falan bir adam. Bu arada saatler ilerlemiş, avcılar dağılıyor, görev insanı olduğum için hanım kızımızı bulayım, tuvalete gideyim, sonra da kalkalım diye plan yapıp harekete geçtim.
Hata 1:
Hanım kızımızın crush'ı "kızın yakın arkadaşı kendimi sevdirmem lazım" mantığıyla bir iyi bir iyi anlatamam, ısmarlamalar gırla, zaten kalkıyoruz diye ses etmeden ayak uydurdum.
Hata 2:
Ben masadan kalkınca güzelim masamız sevgi yumağına dönmüş, PATRON ÇILDIRMIŞ. Yaklaşık 20 dakikada alkole boğmuş çocukları. Masaya döndüğümde "Ben sizi çok sevdim, buradan sonra ne yapıyorsunuz?" muhabbetleri başlamıştı. Beyefendimizin de hanım kızımızın da kanı kaynıyor ama yapacak bir şey yok. Tam biz kalkıyoruz, memnun oldum şu bu diyeceğim. O muhteşem cümleler döküldü ağzından Patronun;
Ben burdan pavyona gideceğim, gelin sizi de götüreyim. Bu saatten sonra yapacak hiçbir şey bulamazsınız. Bendensiniz hadi ya
BEN BEYNİMİN BU KADAR HIZLI ÇALIŞTIĞINI HATIRLAMIYORUM.
İki saniye içerisinde, kafamdan o kadar çok analiz geçti ki inanamazsınız. Eviriyorum çeviriyorum hepsinin ortak sonucu şu: Bu fırsatı bir daha bulamazsın.
Bu arada hanım kızımız ne olduğunu anlayamamış halde, patronun cümlesinden sonra delikanlımız şok, beyefendimiz de hayatında pavyona gitmemiş ama merak ediyor belli. Bunların hepsi iki saniye. Ağzımdan "Geliyoruz" cümlesi dökülüverdi. İşte o anda patron da kendini koy verdi, "SANA BENDEN KONSOMASYON KIZ, SEÇ BEĞEN AL!" Bu cümleden nasıl bir hataya düştüğümü anlamış olmanız lazım. Ama işte beynim hala "Pavyon'a gideceğim, 28 yaşındayım, 20 yıl Ankara'da yaşadım, valla yok böyle deneyim fırsatı, oooo ANKARA UNDERGROUND" olarak işliyordu, anlayamadım.
Bu parça da iyi işbirliklerinden "Elektro tülay" ablamız gerçekten pavyon sanatçısı alt yapı desen mükemmel. Benim için bu şarkının eş değeri bu sayılabilir. Neyse Pavyon benim gözümde baya underground, sarı tutkular, sarhoş ağır abiler vs. Bir yanım, korkudan beyefendi çocuğumuzun koluna yapışmış, bir yanım gülümsemesine engel olamıyor, aklım çıkıyor. Eskiden Ulus'da şimdi hamamönü olarak geçen bölgenin ilerisinde hep görüp merak ederdim, arada düğün salonu olarak da kullanıldıkları için içini görme fırsatım olmuştu ama "normalde nasıl acaba" merakını hiç giderememiştim. Yani kafamdaki algı baya kötü. "MERAK KEDİYİ ÖLDÜRÜR" atasözümüz için bir saygı duruşu alalım.
Patron Bey, çok hevesli. Hızlandırılmış pavyon eğitimi verdi iki dakikada, bir yandan da kendini övüyor, ben olmasam size bir hesap gelir, kadınları almazlar falan. Anlıyoruz ki galerideki karısına aşık, iyi niyetli, anlayışlı adam biraz sık gidiyormuş pavyona. Biz taksiden inerken taksici bakalım alacaklar mı diye gülerek bekliyordu.
Tipler: Pavyoncu Patron, patronuyla buluştuğu için aşırı şık takım elbiseli delikanlımız, METALCİ beyefendimiz, Sarışın hanım hanımcık kızımız ve her zaman ki salaş gcamkerten. Kapıdaki amcalar (muhtemelen benden küçükler ama amca gibiler) neye uğradığını şaşırdı, 3 kez "abi emin misin" diye Patronu darladılar. "Gençler meraklı her zamanki masa" diye sokuverdi bizi içeri. Bu arada mantıklı bir karar vererek normalde gittiği pavyona değil ikinci tercihine getirmiş bizi. Kafamdaki gibi değil dışardan bakınca, tek fark kapıdaki korumalar. İçerisiyse beklediğimden daha şaşalı; Altın varaklı mobilyalar, kırmızı duvarlar, mor aydınlatmalar falan. Geçtik oturduk salonun en arkasında, sahnenin karşısında bir locaya. Her şey normal. Bildiğin Akdeniz bölgesinde bi' kumsala gittiğinizde çalan ucuz radyo parçaları çalıyor, sahne boş herkes sakince demleniyor. Bende biraz hayal kırıklığı, biraz rahatlama. Eski Türk Filmlerindeki gazinoda gibiyim. Bu benzetmeyle bakalım patronumuzun derdi neymiş, niye pavyonlarda diye kaşımaya başlıyorum. Patron da gaz, masayı donatıveriyor hemen.
Patroncuğumuz karısına çok aşık, anlattı da anlattı. Biz iki salak kadın da dinliyoruz, hanım hanımcık kızımız bu konularda hassas biraz. Nasıl dertleniyor patron anlattıkça, adam en son dedi ki "kızım bak, karım bana inanmıyor ne desem ne kadar anlatsam ne kadar sevdiğimi anlamıyor, bi' de siz arasanıza, sizi dinler" PAVYONDAYIZ, YANINDA İKİ TANE KADIN VAR, KARINI İKNA ETMELERİ İÇİN TELEFON ETTİRİYORSUN. İroninin Allah'ı. Ben "abi olmaz o iş bak sen karını seviyorsan bu saatte burda ne işin var falan" diyorum, sarışınımız gaz aşk diyor ve arıyor kadını. Ben de dinliyorum, saçmalarsa müdahale edeceğim. Sonuç: hüngür hüngür ağlayan bir eş. Telefonda kadın sadece "ben ona aşığım, o beni dövdü" dedi ben sinir küpü adama kızmaya başladım. Sarışınımız büyük utanç içinde binbir özürle kapattı. İkimiz de patrona yükleniyoruz. Meğer baya şiddetli geçimlilik varmış aralarında. Ortaya çıkıyor ki; kadın adamı 3 kez dövüp hastanelik etmiş, en son hapis cezası alıp 2 yıl içerde yatmış, 2 yıl bak, kadın. Adam da kadın çıktığında "sen beni nasıl yalnız bırakıyon" diye gaza gelmiş, onu dövmüş. Allah'ım bende bir bunalma. Normalde insanları yargılamam olabildiğince açık yaklaşmaya çalışırım. Ama fazla geliyor, bastıkça basıyor. Bakınca aradığım türk filmi pavyon hikayesi. Hanım kızımız sevgi anlayışını sorguluyor adamın, sosyolojik, psikolojik analizler kasıyor. Keyfi yerinde tam bir vaka konusu. Oğullarımız üzerlerindeki baskıyı atmışlar rahat rahat içmeye devam ediyorlar. Ortamda çıkıntılık etmeyeyim diyorum, susuyorum.
Şimdi gelelim çileden çıkma halime. Bir anda ışıklar değişiyor, ortam loşlaşıyor. Kafamı bi' çeviriyorum. Sahnede ablalar. Dans falan yok öyle sıralı duruyorlar. Satranç tahtasında piyon gibiler. Bir anda midem ağrıyor. Fark ediyorum ki adamı dinlerken ablalarımız insanların arasına karışmış ben fark edememişim. Patron da bağırmasın mı "Kızımız seç beğen al, sözüm var sana" Oturduğum yerde tek cümleyle eziliyorum. Midemdeki ağrı, bulantıya dönüşüyor. Kafamda deli sorular. Kadın algısını sorguluyorum, dur diyorum ne yapıyorsun pavyondasın neyin sorgulaması. Rahat edemeyip tuvalete kalkıyorum. Masadaki beyefendi gerginlikten ölecek az sonra, ben götüreyim diye sahipleniyor. İyice bir ezilme hali. Sahibim olmazsa pavyonda bu saatten sonra ne olacağı belli olmaz diye yaklaşıyor belli. Kendimi tuvalete atıyorum. İkinci şok dalgası. Tuvalet kadın dolu, Türkçe konuşan yok, belli tek özel alanları, beni görünce bir tedirginlik. Ağzımı açamıyorum zaten, duruyorum öylece yabancı dil bilmediğimi sanmış olacaklar ki, makyajsız, günlük kıyafetimle orada oluşuma dair konuşuyorlar. Biraz kadınlığım sorgulanıyor. Boyum 1,76 aralarında en kısa benim. Spor ayakkabılarıma bakıyorlar bana bakıyorlar, güzel aslında diyorlar. Galiba kusacağım. İçerdeki erkeklerin kadına bakış açısının, kadınlara bu kadar sinmesini yediremiyorum. Çıldıracak gibiyim. Masaya dönüyorum. "seçtin mi?" sorusu. İçimden geçenleri bağırmak istiyorum, kesin dayak yerim diye düşünüp vazgeçiyorum.
Anlatırken bunaldım tekrar. Neyse sonuç olarak ben tutunamadım. Gittim eşyalarımı aldım çıktım. Ama hala pişmanım, o kadını masaya alacaktım ben. Anlat ya diyecektim. Kafamdaki kadın algısından bahsedecektim. Kolundan tutup hakettiğin hayat bu değil seni kurtarabilirim diyecektim. İçime pavyoncu bir amca oturmuş gibiyim, evet. Sonra pavyonda bir kadın hareketi başlayacaktı, falan. Kısmet değilmiş.
Bu arada evet arkadaşımı pavyonda unuttum. Neyse ki delikanlımız onunla kalmış, sabah 9da aradım pavyondan yeni çıkıyorlardı gidip aldım canım arkadaşımı. Ben onun bu kadar sarhoş olduğunu hiç anlamamışım. Orası pavyon muydu diye şaşırdı çıkınca. Ne kadınları görmüş ne başka bir şeyi. Adama insanlık anlatmaya çalışmış tüm gece. En son ABİ SEVGİ BU DEĞİL diyordu.