For English speaking Steemians!! It is a vacation post about Antalya at last week of September. Flied there from Istanbul, weather was lovely and clearly it is the best sea ever. Water is like 26 °C and like crystal blue. Turquiase! Photos are taken from me. 25-30 September 2017
Bir tatil postu
Evet değerli Steemian'lar tatile gidenlerinizin postlarının altına bu vicdansızlıktır dedim, tatil fotoğrafı paylaşmayın yazıktır günahtır dedim. Bazılarını flaglamayı bile düşündüm. (Son anda kendime hakim olup upvote'larını versem de söylendim.) Evet, bunların hepsini yaptım, çünkü tatile gidememiştim. Ancak Eylül ayının son günlerinde ben evet ben bir tatil kaçamağı yapabildim. "Şüphesiz ki Antalya dünyanın en güzel şehridir." sözünü doğrulamak için kavurucu sıcakların geçtiği ancak deniz suyunun sıcaklık olarak henüz düşmediği Eylül ayının son haftasının en iyi zaman olduğunu düşünerek biletimi flypgs.com'dan alıp Akdeniz'in engin maviliklerine doğru yola çıktım.
Eylül...
Bu şehrin sakinlerine sorsalar, hangi ayı daha çok seviyorsunuz diye. Hepsi hep bir ağızdan "Eylül!!" diye bağırmazlarsa ben de bir şey bilmiyorum. Ya bu ne kadar güzel bir havadır, terletmeyen, üşütmeyen, güneşli ama boğmayan. Eylül'ün diğer faydalarına gelecek olursak tatil sezonunun bitmesi ve okulların açılması sayesinde o her güzel yeri çekilmez hale getiren lüzumsuz kalabalıktan eser olmaması. Yok, yok insanlardan nefret etmiyorum, yani bir kısmından belki ama yani insanlığa karşı genel bir husumetim yok. Cidden yok ha yanlış anlamayın. Ama bu insan denen varlığın belli bir sayıdan fazla belli bir metrekare alan içerisinde toplanması neticesinde oluşan kalabalık adını verdiğimiz mevhum ve Zincirlikuyu metrobüsünde bu mevhuma aşırı maruz kalmanın getirdiği bir tahammülsüzlük sonrasında insanlıktan soğuduğumu söyleyebilirim. Bir dakika İstanbul araya girdi yine İstanbul çık aradan. Evet Antalya diyorduk. Havanın açık ve güneşli seyrettiği bir Eylül ayında, sakin ve muhteşemdi...
Deniz...
Yaz tatilinin %99,9994'ünü denize girmek olarak benimseyen benim için deniz olmazsa olmaz. Bu şehirde Deniz dediğiniz zaman alternatif çok. Eğere çakıl taşlarıyla pırıl pırıl bir denizden hoşlanıyorsanız Konyaaltı Plajı'na, alabildiğine uzanan ince kumlu kumsaldan hoşlanıyorsanız Lara Plajı'na gitmeniz lazım. Amaaa eğer 'seniz ve sizi bunların ikisi de kesmiyorsa Falezlerden denize girmeyi tercih edersiniz. Turkuaz'ın tonları ve derin kayalıklarıyla falezler benim şu ana kadar girdiğim denizler içerisinde uzak ara en iyisi. Belki Ölüdeniz... Yok ya Antalya daha iyi.
Bu arada şu denize atlama platformlarının ne zaman başına gelsem tüm hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçer. Hayır bu yükseklikten atlayan kimseye bir şey olduğu yok. Biliyorum ben de biliyorum ama, olmuyor Steemian'lar. O platformun başına çıkınca olmuyor... 8-10 yaşındaki çocuklar bana inat yaklaşık 4-5 metre yüksekteki bu rampadan suya atladılar sırayla. Bir 10 dakika kadar aşağıya iyice baktım, sonra merdivenlerden usulca indim. Yaa atlardım da şimdi keyfim yok tribi ile... :D
Akşamlar...
Antalya'nın en sevdiğim kısmı yürüyüş için ayrılan geniş yolları ve çarşıları oldu. Bir Tişört ve şort'la keyfinize göre gezebileceğiniz rahat mekanlarda oturabileceğiniz hoş bir şehir merkezi var. Yürüyerek bu kadar rahat gezilebilen başka bir büyükşehir var mıdır Türkiye'de bilmiyorum doğrusu. Ama yürüyüş için güneşin battığı ve havanın serinlediği akşamlar en iyi zaman. Şehir merkezine bu gelişimde fazla vakit ayırmasam da Saat Kulesi ve Attalos Heykeli'ni görmeden ayrılamazdım.
Tatil Dönüşü
Her güzel şeyin bir sonunun olduğu gibi bu tatilin de ne yazık ki bir sonu var. Son 10 gündür hiçbir şey yazacak vakit bulamasam da güzel bir post için fazlasıyla malzeme biriktiği için dönmenin getirdiği vicdan azabını Steemit'te yazarak biraz hafifletmeye çalışıyorum. Yazı da bitti sonunda, şimdi diyecek tek bir şey var. Döndük ve insafına kaldık ey İstanbul.