Doğa ile biraz iç içe olan bir çok insanın aklına düşen klasik bir ütopya vardır. "Bırakalım malı, mülkü, işi, kariyeri gidelim bir köye yerleşelim. İki tavuk, iki koyun yuvarlanıp gidelim. Doğayla, hayvanlarla iç içe organik bir yaşam sürelim. Her şeyin safını yiyelim. Komşuluğu tadalım, yardımlaşalım." Bu bir çok kişinin aklından geçirdiği ama asla yapmaya cesaret edemediği bir düşünce...
Fakat bu düşünceyi geçen yıl Haziran ayında Ceren Sansar hayata geçirdi. Kedileriyle, keçileriyle, tavuklarıyla hayalindeki o organik, mutlu yaşamını sürdürebilmek için büyük bir adım attı, Yozgat'ın bir köyüne yerleşti.
Ceren, dünyaya farklı bakış açısı ve köy yaşantısının dışında farklı yaşam felsefesi, hayvan sevgisi ile köyde yaşadığı 16 ay boyunca köy sakinlerin psikolojik şiddetine ve iftiralara maruz kalmış. Hayvan severliği, deli olarak yorumlanmış. Hatta daha da ileri gidilerek; 17 Temmuz günü annesi evde yok iken Ceren de yedi keçisi ile dolaşmaya çıktığı sırada biri/leri evine girmiş ve bütün eşyalarını dağıtmış. Kıyafetlerini tarlaya atmış. Ekmek yapmak için kullandığı unu bile kabından çıkarıp yere döken bu insanlar, bir daha yiyecekler kullanılmasın diye de üzerlerine şampuan dökmüş.
Şimdi bu beni ciddi anlamda derinden yaralayan bir olay. Üstelik Ceren'in yerleşmek için seçtiği bu köy, öyle aleladen bir köy değil. Çocukluğunun ve eğitim hayatının bir kısmını geçirdiği annesi ile birlikte yaşadığı ve zaman zaman da ziyaret ettiği bir köy...
Kendi halinde yaşayan iki kadını köy yerinde bu davranışla ne kadar korkutabileceğinizin farkında mısınız? Ne umutlar ve hayallerle o köye taşınan o kadına ne kadar zarar verdiğinizi?
Bu bütün olay silsilesini yobazlık olarak nitelendirmekten başka bir çare bulamıyorum... Bu zihniyetin değişmesi için nasıl bir mücadele verilebilir ki? İnsana "saygı" kavramı nasıl öğretilebilir?
Burada şöyle bir imza kampanyası var. Belki katılmak ve Ceren'e destek olmak istersiniz.
Resim 1-2-3