Planlarını yaptığım yazılar başka ama kafam o kadar dolu ki zaman ayırıp yazamıyorum. "Bunu nasıl yazıyorsun?" diyebilirsiniz ama bahsettiğim yazılar biraz uğraş gerektirenlerden. Size faydalı olacak biliyorum ama oturup uğraşmam gerek. O yüzden biraz zaman yaratana kadar biraz gündelik şeylerden bahsedeyim istiyorum. Hatta belki de bunu günlük gibi kullanırım. Her gün yazmaya bahanem olur. Sizler de okur, katılırsanız şahane olur. Okuyup, katılmazsanız da sorun değil, diğer faydalı içeriklerde görüşürüz 😄
Yurtdışına yerleşmeye karar vereli yaklaşık 2 sene oldu. Bunun ilk 1,5 senesi ara ara araştırma yapıp, bakınıp, konuşarak geçti. Artık adına hayal mi dersiniz, hedef mi bilemem ama şu an o 1,5 sene boşa geçmiş gibi hissediyorum açıkçası. Çünkü Türkiye'de bulunduğumuz her an buraya daha fazla çakılıp kalıyormuşuz gibi geliyor. Dolar, Euro almış başını gidiyor; biz de hala bu ekonomide hem buradaki hayatımızı yaşayıp hem de kazandığımızın pula döndüğü bir döviz kuruyla para biriktirmeye çalışacağız. Derler ya hani "ölme eşşeğim, ölme". Artık bize burada yer olmadığını daha da iyi anlayıp, işleri ciddiye almamızsa son 5-6 ay anca. İşlemleri tamamlamamız da muhtemelen bir o kadar, hatta belki daha fazla sürecek bu gidişle.
Türkiye'de mesleki olarak iyi bir konumda olup, her şeyi bırakıp gitmek kolay mı? Aslında kolay be. Kararı verirken hiç zorlanmadık açıkçası ama gitmekte zorlanıyoruz. Çünkü gider gitmez buradaki gibi bir hayata sahip olamayacağımızı biliyoruz ama en azından kendi mesleklerimizi yapabilmek istiyoruz. Bu da bir şekilde ön hazırlık gerektiriyor ve süreci uzatıyor. Bu noktada da konu mesleki deneyimden öte bir şeye yani İngilizce'ye geliyor. Öyle ya nerede, hangi işi yaparsanız yapın, iletişim en önemli şey. Ne kadar görmezden gelmeye çalışsak da işlerin ciddileşmesiyle şimdiye kadar köşe bucak kaçtığımız İngilizce ile yüzleşme zamanımız da geldi. Çünkü IELTS mevzusunu çözmeden işlemlere başlayamıyoruz ki süreç zaten uzun. Kaybettiğimiz her dakika geleceğimizden çalmak gibi. İnsanın kendi kendinin hırsızı olması ise korkunç, suçlayacak kimse de yok. O yüzden bugün gündemim IELTS.
Her Türk insanı gibi İngilizce okuma ve anlama becerilerim(iz) şahane ama gel gör ki yazma ve konuşmaya gelince baygınlık geçiriyorum. Yurtdışındaki başvurularda yabancı dilin seviyesini sorarlar ya orada "canı isteyince süper" diye bir seçenek olsa onu işaretleyeceğim, durumum bu. Yurtdışıyla, yabancılarla iş yaptım hiçbir sorun yaşamadım ama gene de Türkçe'deki hakimiyetim, anlatım kıvraklığım elbette yok ve bu beni sanki salak ve benden başka biriymiş gibi gösteriyor, deliriyorum. Ya da belki sadece bana öyle geliyor bilemiyorum çünkü geçenlerde bir arkadaşım "İngilizce tarzınızı seviyorum, züppece ama sevimli" dedi. Biz çok düzgün yazdığımızı zannediyorduk halbuki. Bu örnekteki gibi bir dilin karaktere ve tavra dair yansımaları korkutuyor beni sanırım.
Korkular cebimde "Tamam" dedim, "Neyse ne! Bir başlayayım hele." Tüm işimi gücümü bıraktım, IELTS ile ilgili pek çok kitap aldım, döküman indirdim. Erkek arkadaşımsa sırf bu sınavla boğuşmamak, o sorumluluğu almamak için "sen gir, senin üzerinden başvuralım" diyor. Bakalım o korkularıyla ne zaman yüzleşecek. Bense elimde kitaplarım, mücadeleye hazırım. Ne demiş Jonas Salk?
Düşlerim ve kabuslarım vardı. Düşlerim için kabuslarımın üstesinden geldim.
Düşleriniz için savaşacak gücü ve kararlılığı bulmanız dileğiyle.
Not : Daha önce sınava girmiş olanlarınız varsa öneri ve tüyolarınız işime çok yarayabilir.