küçükken annemle günlere gitmeyi pek sevmezdim.. annem beni cicili bicili giydirir, saçlarımı tarayıp model verir, tatlı tokalar takardı ve hadi bilmemkim teyzelere gidiyoruz, derdi ama ben gitmicem deyip babamın yanına otururdum:)
annem bana ne halin varsa gör minvalinde sert bi bakış atar ve evden çıkardı.. babamla sanki anlaşmışcasına annemin uzaklaşmasını bekleyip ayakkabılarımızı alır ve hırsız misâli sessiz sessiz evden çıkar el ele baba kız gezerdik:)
yol boyu yürür Muğla sokaklarını arşınlar, limonatacı görünce bir bardak limonata alır, dondurmacı görünce bir külah dondurma alır, sağda solda fotoğraf çekinir eğlenirdik:)
annemle gezmeyi de severdim ama nedense günlere gidip; tepsinin kenarındaki minik kurumuş keklerden, böreğin yanık kısımlarından, tatlının görüntüsü asimetrik olanından hazırlanmış, tanımadığım çocuklarla sofra başına üşüşülen gezmelerden haz etmezdim..
haftasonu ailecek gittiğimiz lunaparkları ve pikniklerimiz olurdu ama 4.5 yaşındaki, babasına âşık bir kız için onunla el ele gezmek başka tabi:)
bu hâtıraları hâlâ aile içinde anlatır güleriz ne günlerdi diyerek:)
annem, babamın nöbette olduğu zamanlarda beni gittiği yerlere götürmek için güzel bir yöntem bulmuştu: 'peçete koleksiyonu' :)
evet gayet başarılı bir şeydi ki sırf renkli peçete alabilmek için gidiyordum bazı yerlere..
o zamanlar herkesin evinde düz beyaz peçeteler vardı.. nadiren daha doğrusu evine gün alan kadınlar renkli allı güllü morlu yeni çıkan ve belki de üstünlük göstergesi olan bunlardan alırdı.
biz de peçetemizi kırıştırmadan alır eve getirir ve bir çikolata kutusuna özenle yerleştirirdik..
bir gün ilk defa alaman peçetesi görmüştüm:) hani 3-4katlı kalın battal boy olanlardan..
onu bir oyuncak sever gibi sevip öpüp koklamıştım:)) hatta arkadaşıma apartman numarasını söyleyip, falanca teyze verdi git sen de iste bile demiştim:D
bir keresinde de uçağa ilk defa binmiştim, küçük yaşta olmama rağmen hostes hanım 'ne içersiniz?' diye sorduğunda muhtemelen kola-meyve suyu cevabı beklerken 'kahve' demiştim..
annem, çocuklar kahve içmez kararır dediğinden midir bilmem tiryâki gibi kahve istemiştim de kopkoyu zift gibi gelen kahveden bir yudum alınca dudaklarımı büzüp arkamda oturan babama uzatmıştım, ben beğenmedim sen iç diye:) senin neyine kahve işte:))
bu olay da hiç unutulmadı sağolsun aile üyelerimiz konu bulamadıklarında bunu anlatır ve gülerler (:
işte o acı kahvenin tadını tek bir şey giderebilirdi o da "Turkish Airlines" yazan 4katlı beyaz peçete:D
saklasam ne iyi olurdu şimdi antika değerindedir:) o koleksiyonumun en nadide parçasıydı ve arkadaşlara gösterilirken en fazla dakika ayrılandı:)
bazen düz beyaz peçeteye bile sulu boyayla resimler yapar, keçeli boyalarla desenler çizerdik, kızlarla oturur birbirimize gösterir 'baak bundan sende var mı?' deyip gülüşürdük:)
nasıl bi çocukluk yaşamışım bilmiyorum:D
daha sonra takas işleri başlamıştı, güzel bi peçeteden eğer bende 2-3 tane varsa birini ayırır diğerlerini değiş tokuş yapardık ama şeklinin güzel olması kaydıyla tabi:)
alaman peçeteleri en kaliteli olanıydı ve 4normal renkli peçeteyle değiştiriliyordu.. hiç unutmam bir gün dayımgildeydik ve kuzenimle birlikte bir kızla değiştirecektik peçeteleri, aramızda kavga çıkmıştı da yengem devreye girmişti, olayın basit bişeyden çıktığını öğrenince hepimize kızmıştı:)
gel zaman git zaman her evde renkli farklı boylarda peçeteler olmaya başlayınca hevesimiz kaçtı galiba ya da büyüdük mü bilmiyorum ama vazgeçtik..
5-6 ayakkabı kutusu kadar peçeteyi annem başıboş görünce gelen misafirlere birer birer vermeye başlamış.. bir gün okuldan eve geldiğimde tek tük kalanları görünce üzülmüştüm, içlerinden birini aldım yanıma hâtıra kalsın diye..
ama gidenlere üzülmüştüm oysa ki bir tarihtir ağzını sildikleri..
çocukluğumdu en güzel anılarım gizliydi o peçete katlarında..
çok uzun olmuş fark etmedim, okuduğunuz için teşekkür ediyorum, peçete kelimesini kaç kez kullandım bilmiyorum ama sizin de buna dair bir hâtıranız varsa, yazarsanız okumak isterim:)