Gökyüzü her zaman ilgimi çekmiştir. Gündüz bulutlardan şekiller yapar kâh kanatlı bir atın sırtında bulurum kendimi; kâh bir geminin içinde sonsuz âlemlere akar giderim...
Geceleri de yıldızlardan dostlar edinirim kendime, hepsinin yeri ve ismi bellidir hayal dünyamda... Her gece onları gözler, hatırlarını sorar konuşurum.
Dertlerimi kimi zaman onlara anlatırım, hiç sözümü kesmez hep dinlerler. Beni anladıklarını bilirim. Çünkü sorduğum sorulara göz kırparak cevap verirler:)
Hava açık olduğunda, gezegenler de katılır sohbetimize. Genelde Mars, Satürn ve güzel Venüs eşlik ederler ama olsun:) Bir keresinde Jüpiter'i görmüştüm yolculuktaki mola esnasında, biraz lafa tutmuştum galiba tam hava aydınlanmak üzereydi ve daha fazla kalmadı birden bire kayboldu:)
Güneşin doğuşuna şahit oluyordum eski evimde. Güne birlikte merhaba diyorduk ama şimdi 'hoşçakal, yine gel olur mu' muhabbetini ediyoruz gün batımında:) Yazın ve kışın farklı noktalardan bize selam veriyorsun, gözümden kaçmıyor diyorum kızıl lolipop görünümündeki güneşime:) Balkondan el sallıyorum bazen...
Ay ise beni en fazla etkileyenlerden belki de. Karanlık gecelerimizi aydınlatarak ihtişâmıyla büyüler. En çok denizin üstünde izlemek hoşuma gidiyor onu. Sulara vuran, adeta dans edip şarkı söyleyen ışıkları inanılmaz güzel değil mi:) Ay biraz da nazlı bir kıza benziyor, mitolojide de bu şekilde adlandırılması tesadüf değil bence:)
Hatta Anadolu'da ay hilal hâlindeyken; bağ bozulmaz, ağaçlar budanmaz, hiçbir çiçek meyve-sebze dikilmezmiş. Çünkü Ay'ın üzgün olduğuna inanılırmış...
Şimdi düşündüm de bana da hilal hâli çok hüzünlü geliyor. Sanki gökyüzünün en karanlık yerine gitmiş de kendi kendine kederlenip içli içli ağlıyor gibi...
Bu gece ay tüm ihtişâmıyla penceremde parıldıyor olacak. Gözlerim hipnotize olmuş bir şekilde ona kitlenip kalacak. Dolunayda garip şekiller görmeye başlayacağım ve bir ürperti dolacak içime...
Küçüklüğümde ne yaşadım tam olarak bilemiyorum ama dolunaydan acayip korkuyorum. Bunu bir psikoloğa anlatsam, kesin 'çocukluğuna inmeliyiz' derdi:) Belki de "kurt adam"lı filmleri izlememin bir etkisi olmuştur bilemiyorum.
O günler gelmeden ben kendimde oluşan değişiklikleri fark ediyorum; daha sinirli oluyorum mesela veya daha stresli... Daha bir ağlamaklı oluyorum, komik bir şeyde bile hüzünlenecek şeyler buluyorum resmen:)
Zamanında bunu ciddi ciddi araştırmış, dolunayın kadınlara daha fazla tesir ettiğini öğrenmiştim. Buna rahatladım galiba, en azından yalnız değildim:)
Kadınların dolunayda daha hassaslaştığını, daha fazla ağladığını ve daha stresli olduklarını öğrendim. Tüm belirtileri yaşıyordum:)
Hani böyle sebepsiz yere canınız sıkılır, kimseyle konuşmak istemez, herkesten uzaklaşmak istersiniz; işte o ruh hâline bürünüyorum bu zamanlar.
Hatta kötü şeylerin akla çok fazla gelmesiyle, intihar ve cinayetlerin bu dönemde arttığı bile tespit edilmiş.
Fransız araştırmacı Rene Claude Guillot, " dolunay cinayetleri" adlı kitap yazmış:)
Dedim ya çocukluğuma inmek lazım diye:) Yoksa normal bir kafadan bu düşüncelerin çıkacağını sanmıyorum...
Şimdi gözüm pencerede, yolunu gözlüyorum... Önce yavaş yavaş aydınlığı yanaşıyor. Sonra alev alev yanan ve beni etkisi altına alıp büyüleyen; içimi korku ve ürpertiyle dolduran dolunayın kendisiyle karşılaşıyorum ve o an olanlar oluyor. O gece hiç bitmiyor sanki, o kadar uzun geliyor ki uyusam bile defalarca uyanıyorum...
İşte böyle bir gece daha beni bekliyor az kaldı...🕵️