
Yeni yıl hediyemi bu kez erken seçtim galiba. :) Aslında aramızda kalsın böyle diyerek vicdanımı rahatlatıyorum. :( Kitapyurdu'ndan bir sipariş daha verip, hepsini okumadan tekrar almayacağıma kendi kendime söz veriyorum tamam. 👧
Çocuk kitaplarına bayılıyorum. Hele ki resimli olanları şu yaşımda bile okumayı bırakamadım. Rengârenk resimlerine bakıp, bunu çizmeliyim derken buluyorum kendimi. :)
Ay'ı kim çaldı da ismiyle beni cezbettti. Hele ki ilk sayfasındaki şu sahneyi kim hayal etmemiştir ki?
'Bertie çok şanslı bir çocuk. Çatı katındaki odasında, göğe bakan bir penceresi var. Yatağına yattığı zaman gökyüzünü seyredebiliyor. Kuşları, bulutları ve uçakları izlemeye bayılıyor; ama en çok Ay'a bakmayı seviyor.'
Hemen okudum tabi ki. :) Özellikle çizimleri çok hoş. Bir şeyi fark ettim tilki dahi olsanız, duvardaki raflara gereksiz, hiç kullanılmayacak kap-kacak sergilemekten kurtulamıyorsunuz. :D
Jules Verne benim çocukluğumun kahramanıydı. Halamın kızının, doğum günümde, 'dünyanın merkezine yolculuk' kitabını hediye etmesiyle başlamıştı kayıp dünyaya olan serüvenim. Hâlâ arada sırada alıp okur, filmine denk geldikçe izlerim. :)
Daha sonra en sevdiğim kitabı İki yıl okul tatili olmuştu. Zaten ıssız adaya düşmeli konular hep ilgimi çeker. Ben de elimden geldiğince her alışverişimde birkaç Jules Verne kitabı alıyorum, küçüklere hediye edebilmek için; ama öncelikle kendim okuyorum tabi. :) Hoşuma gitmeyenleri okusunlar istemiyorum çünkü.
Denizde bulunan çocuk'u da bu sebeple okudum. Müge Anlı gibi, denizden çıkan sahipsiz bir çocuğun ailesini bulmaya çalışan ve bu sürede de ona iyi bir eğitim veren, iyilik sever bir adamın çabalarını okumak hoştu..
Ölümsüz aile ise uzuun süredir favoriler listesinde bekliyordu; ama bir türlü sepete atamıyordum. İş Bankası yayınlarındaki kitaplara dadandım galiba bu kez, o da arada kaynamış. :) Ölümsüzlük suyunu içen bir aile, aynı sudan içmek için gelen kıza sanırım bunun kötü bir şey olduğunu söyleyerek suyu içirmeyecekler. Kapak yazısından anca bu kadar anlayabildim, okuyunca bakarız artık gerisine.
Beyaz diş'i birkaç sene önce e-kitap olarak okumaya başlamış; ama yarısında bile değil başlarında bırakmıştım. Belki bu kez tamamını okuyabilirim düşüncesiyle aldım galiba.
'Köpeğe kemik atmak hayırseverlik değildir. Hayırseverlik, kendin de en az köpek kadar açken kemiği köpekle paylaşmaktır.' diye özetlemiş London. Karlar altındaki bölgelerde, açlık ve soğukla mücadeleyi, yaşam savaşını sadece insanların değil; aynı şartlarda hayatta kalmaya çalışan hayvanların da gözünden anlattığını öğreniyoruz kapak yazısından. Umarım okurken de şimdiki gibi etkilenip aynı duyguları hissedebilirim..
Her daim haylazlık peşindeki Tom ve arkadaşlarının başından geçenleri
Tom Sawyer'in maceraları'nda okumak, bir anda çocukluk günlerime ışınlanmamı sağlayacak. Belki de onu okurken bu dünyanın gerçeklerinden ve kötülüklerinden bir nebze olsun uzaklaşmamı sağlayan bir liman olacak.
Herkes göründüğü gibi midir? diye pimi çekilmiş bir bomba bırakıyor olsa da arka kapağından avuçlarınıza, zevkle okuyacağımı düşünüyorum, umarım acıklı değildir.
Sineklerin Tanrısı'nı da yine birkaç yıl önce e-kitap olarak okumuştum. Okuduğum kitapları neden alıyorum peki? 🙇🏻♀️ Belki de bu çok saçma bir şey; ama beğendiğim kitaplara sahip olmaktan, onları kitaplıkta görmekten ve dokunmaktan, sayfalarının kokusunu içime çekmekten acayip bir haz duyuyorum galiba. 🤦🏻♀️
Tekrar okur muyum emin değilim, o acıklı şeylere bir daha dayanabilir miyim bilemiyorum Altan.
Genelde ıssız ada temalı kitap ve filmleri çok sevdiğimi belirtmiştim. Zaten içinde 'ada' geçen ne varsa topluyorum galiba bir bir. :) Daha önce bahsettiğim İki yıl okul tatili, Mercan adası vb gibi değildir bu hikâye. Masum, pırlanta gibi çocukların; olayların etkisiyle nasıl da insanlıktan çıkıp canavarlaşabileceğini ve adayı cehenneme çevirebileceklerini etkileyici bir üslupla anlatıyor okuyucuya.
Define adası'nı sırf isminden dolayı almış olabilirim. 🙆♀️ Evet daha önce de itiraf ettiğim gibi gizli, esrarlı, defineli, adalı şeylere ayrı bir ilgim var, okumaktan zevk alıyorum. :) Belki de olduğum yerden uzaklaşma fikri ve bilinmeyen yerlerde kaybolma isteğinden kaynaklıdır..
Kapak yazısındaki şu ifade dikkatimi çekti: "Popüler korsan imgesinin biçimlenmesinde bu kitabın rolü büyüktür." Korsan denilince; omzundaki alaycı papağanıyla, tek gözlü, tek bacaklı korkunç tiplerin akıllara gelmesine bu kitabın öncülük ettiği anlaşılıyor.
Beyaz gemi'yi en sona bırakmıştım aslında. İçlerinde en fazla şey söylemek istediğimdi; ama şimdi hiçbir sözün ucunu tutup sıraya dizemiyorum. 🙇🏻♀️
Birkaç yıl önce yine e-kitap olarak okumuş ve çok etkilenmiştim. Belki de duygusal bir ânımdı, yoksa neden o kadar ağlayayım değil mi? (Okuduğum kitabı aldım evet yine, benimle olmasını istedim, napayım ben de böyle bir insanım. 🙅♀️)
Kendini, kitaptaki o saf ve temiz çocuğun yerine bile koyamıyorsun okurken. Öylesine masum ki.. Isık Göl, Maral Ana efsanelerinin içinde bir beyaz gemiyi düşlerken dalıp gidiyorsunuz.
'Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim.' demek isterdim ben de..

Kaynak
Yine hızımı alamayıp hepsinden kısa kısa bahsetmek isterdim; ama geri kalanları başka bir zamanda anlatmak daha iyi olacak galiba. 🙆♀️
Sizin de beğendiğiniz kitapları öğrenmek isterim. :)