Hayat çok uzun ve bir o kadar da kısa aslında. Zaman hızla geçen bir tren havasında. Geriye dönüp baktığımda, güzel günlerim olduğu gibi kötü günlerin de varlığından söz edebiliyorum. Ama hayatımın değerini biliyorum. Eskinin hatalarından ders çıkarabildiğim ölçüde de daha kaliteli bir hayatı seçiyorum.
"Seçiyorum" dedim. Bu öylesine söylenmiş bir söz değil aslında. Çünkü standartlarımızı seçimlerimiz belirliyor. Ben keşkelere takılmadan, yeni hedeflerin peşinden koşuyorum. O hedeflerin beni mutlu edeceğini düşünüyorum. Bu yüzden ufak mutsuzluklara takılmadan günlerimi mutluluğa adıyorum.
Sahip olduğumuz her şey, bir gün yok olup gidecek. Evlerimiz, arabalarımız, paramız... Geriye bırakacağımız belki de en önemli şey, kurduğumuz dostluklardır. Bu dostluklar sayesinde, biz bu hayattan ayrıldığımızda bile yaşamamızı sürdürebileceğimiz bir niteliğe bürünüyor.
İş yaşamının yoğun temposunda, günlük prosedürlerin ve kuralların daralttığı bu karmaşada; ne yazık ki sıkışıp kalan sözde insanlık, özgürlüğün ruhundan çok uzaklarda bir yerlerde sürünmekte. Bu kaos, bizlere çok parayı hedef gösteriyor. Ama ne yazık ki çok paraya sahip olmak bir hayli zor. Ulaşabilenler de mutluluktan çok uzak!
Çoğu insan bu süreçte sağlıklarını yitirmekte ve sahip oldukları serveti de sağlıklarını yeniden kazanmaya çalışmakla uğraşıyor.
O zaman alınacak en önemli ders: Hayat paradan ibaret değildir!
Ben bu kuralın sağlıklı ve mutlu bir hayat sürmenin en önemli ve ön koşul olduğunu düşünmekteyim. Daha çok seyahate çıkmak (çok küçük paralarla, çok güzel seyahatler yapılabiliyor), farklı insanlarla tanışıp büyük dostluklar edinmek, bedenlerimizi her daim harekete geçirmek ve güzel müzikler dinlemek de sağlıklı ve mutlu bir yaşamın ön koşulları arasında sayabilirim.
Küçücük anları güzel kılabilirse insanlar, mutluluğa erişebilecektir. Ve hırsları bir kenara bırakabilirsek, bir arada her sorunun üstesinden gelebiliriz.