5-6 yıl önce yazdığım bu hikayeyi artık benden başka birileri de okusun istedim. Herhangi bir iddiam yok, eğlencesine yazıyorum.
Ormana Hoş Geldin
Sabahın köründe, yatağımın hemen önündeki pencerenin dışarıyla bağlantısını kesen bir perdeye sahip olmamasından dolayı cehenneme dönen tek odalı evimde uyandım. Geç yatar erken kalkardım. Uyumayı sevmezdim askerden beri. Sabahın 5'inde ayağa dikerlerdi.
Bir şeyler atıştırmadan dünden kalan köpek öldüren şarabımı diktim ve leş kokumla beraber şehre doğru -yaşadığım yer de benim gibi şehirden dışlanmıştı- yola çıktım. Taksi dolmuşa binerdim şehir merkezine gidebilmek için. Taksi dolmuşa binmek zorlu bir eylemdir eğer yeterince insan sayılmadığınız yerlerde yaşıyorsanız. Öne oturmak için gereken sakin zaman dilimi tutturulduysa bir nebze rahattır ama arkada hangi ibnenin hafif hafif bacaklarını bacaklarınıza sürttüreceğini ya da yaşlı, şişko, çarşaflı bir teyze tarafından sıkıştırılacağınızı kestiremezsiniz. Neyse ki o gün şanslıydım, önde yaptım yolculuğumu.
Kocalarının paralarını yiyerek göt büyüten karılar süs köpeklerini gezdirirken halime bakıp içinde bulunduğum sefillikten dolayı kendime kızıyordum. Çocukların eğlenmesi dışında her amaca hizmet ettiğine kanaat getirdiğim parkın birinde -ki zaten parklar genelde çocuklara hizmet etmez- banka kuruldum. Güneş daha yakmıyordu. Bir Tekel 2000 yaktım ve dumanı içime çekerken, orta yaşlı sabah yürüyüşü yapan kadınların eşofmanına yapışmış götünü kesiyordum. Yanıma Suriyeli bir velet geldi ve elindeki mendilleri uzatıp ne dediğini anlayamadığım bir şeyler söyledi. “Siktir git.” deyip şamarı soktum pezevenge. Gösterdiğim tepkiyi görüp duyar kasmaya gelen çevre sakinleri tarafından tepki göreceğimi anlayınca oradan uzaklaşmayı seçtim. Karşı koyabilirdim ama kendimi uğraşamayacak kadar yorgun ve yaşlı hissediyordum. Yeterince parası olan ve elit semtlerde yaşayan insanlar, başka sınıflardaki insanlar gelip ağızlarına sıçmadığı sürece onların götünü yalamaya devam ederler. Zaten zengin olmanın sırrı da büyük oranda budur. Ben bunu yapamayacak kadar gururlu olduğum için -gururlu olmasam da güzel bahane bence- fakirliği seçtim. Tabii götümü yalatmayı sevmemin bu döngüyle ya da fakirliği seçmemle bir alakası yok.
Yirmili yaşlarımın sonundaydım. Yakışıklı sayılırdım ve güzel bir vücudum vardı. Hayattan fazlasıyla sıkılmıştım çünkü ne param ne de sevgilim vardı. Arkadaşım da yoktu. Tabii param, sevgilim ya da arkadaşım olsaydı da bu duruma bir çözüm gelmeyecekti. Geçici işler yapıp hayatta kalmaya çalışırdım. Kirayı dört-beş ay ödeyemeyince evimi taşırdım. Fazla eşyam da yoktu zaten. Son işimden mesai saatinde çavuşu tokatladığım için kovulmuştum. Tabii ki bunun sorumlusu Ayten'di. Eteğinin arasından donunu sıyırıp parçalamıştım onu. Uzun yıllar sonra bir ilkti benim için ama erken boşalmayacak kadar formdaydım hala. Beni öylesine delirtti ki, basıldığımızı fark etmeme rağmen durmadım ve boşaldım. O günden beri de tüm aylaklığımla sokaklarda dolaşıyorum.
Saat öğlen 12'ye geliyordu ve ben hala boş boş dolaşıyordum, karşıdaki büfeden cebimdeki 2 lirayla bir paket kaçak sigara aldım. Zaten Tekel 2000'den pek de farkı yoktu.
Biraz yürüyüp kendime oturacak bir bank buldum ve sigaramı yaktım. Bir süre oturduktan sonra telefonum çaldı, arayan Haydar'dı. Liseden tanırdım Haydar'ı. Bir sürü gerzek içinde çekilebilir olan tek kişiydi. Telefonu açtım ve biraz hal hatır sordum, sonrasında beni içmeye çağırdı. Haydar'ın düzenli işi vardı. Benim gibi değildi, çalışkan bir piçti Haydar. Cebinde her zaman parasının olması da bu buluşmaları benim için zorlaştırıyordu. Her zaman geçinen taraf olmak bir süre sonra canımı sıkıyordu. Eve gidip akşamki buluşmam için enerji topladım, daha hiçbir şey yememiştim.
Buluşma vakti gelmişti ve Haydar'ın söylediği yere doğru yola çıktım. Ormanlık bir piknik alanına çağırmıştı beni. Her zamanki yerimizdi, daima sakin olan tek yerdi koca şehirde. Neden piknik alanı olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu bu yüzden. Mekanımıza vardığımda bizden farklı olarak şarapçılar da vardı bugün. Haydar daha gelmemişti, biralarımızı o alacaktı. Kendine Efes Malt bana da Tuborg Gold alacaktı her zamanki gibi. Beş dakika banklarda oturduktan sonra Haydar siyah poşetiyle beraber göründü. Sade bir tipti Haydar. Siyah çizgili beyaz gömleği ve kahverengi pantolonuyla gelmişti. Orospu çocuğu sanki öyle çıkmıştı annesinin karnından.
Yanıma geldi ve tokalaştık. Kafa tokuşturma gibi bir eylemde bulunmadığı için seviyordum Haydar'ı. Isınmasın diye hemen biralarımızı açtık. Haydar düz bir tipti. İçerken hep Tom Waits dinlerdik ilk olarak. Wrong Side of the Road çalarken ilk yudumlarımızı aldık. Biramız boldu, daha eski günlerden çok konuşacak ve eski şarkılarımızı çok dinleyecektik. İkinci biralarımızı açtığımızda Haydar ot çıkardı. Şaşırdım, ondan böyle bir şey beklemezdim, dünyadaki son günü olsa yine de uyuşturucuya yanaşacak biri değildi. Sardık ve yaktık cigaramızı. Eğleniyorduk uzun zaman sonra.
Vakit epey ilerlemişti, gecenin üçüydü. Şarap içen birileri hep vardı ama kişiler hep değişiyordu, bu o mekan için beklenmedik bir hareketlilikti. Son biralarımızı içip toplanmaya hazırlanırken yanımıza üç kişi yaklaşıyordu. Haydar'a kaçamak bir "sıçtık" bakışı attım, tepki bile vermedi. O ödlek Haydar'dan eser yoktu ya da kafası güzel olduğu için umursamaz davranıyordu, o an hangisinin ağır bastığını kavrayamadım.
Üç kişi artık yanımızdaydı ve içlerinden kısa boylu olan sigara istedi. Pakette iki tane kalmıştı. Tam uzatıyordum ki Haydar paketi elimden alıp, "Sigaramız yok." dedi. İçlerinden en uzun ve şişman olan "Paket açıktı, gördük." dedi. Kısa olan da "Paketi vermezsen alkolün üstüne yiyeceğimiz kokoreçleri senin bağırsaklarından yaparım." diye ekledi. Haydar paketten sakince bir sigara aldı ve yaktı. Sonra kısa boyluya doğru dönüp "Sigara istiyor musun?" dedi. Kısa boylu yanındakilere doğru dönüp "Hem geri zekalı hem ibne." dedi ve hep beraber güldüler. Haydar son derece sakin bir şekilde yerinden kalkıp sigarasını kısa boylunun gözüne soktu ve uzun boylu şişman tarafından kalbine bıçağı yemesi bir oldu. Bir dakika boyunca Haydar'a bakarak donup kaldım. Üçü de çoktan toz olmuştu. Ambulans çağırdığımda Haydar çoktan ölmüştü. Olay yerine polisler geldiğinde Haydar'ın annesini de çağırdılar. Olanlardan beni sorumlu tutuyor gibi bakıyordu bana. Şoktan çıktığında bana Haydar'ın beyninde tümör olduğunu söyledi. Tüm bu değişimlerinin sebebini daha iyi kavradım o an. Bir hassiktir çektim ve ertesi gün otostop ile şehri terk ettim. Artık doğup büyüdüğüm şehri terk etmenin, değişimin vakti gelmişti.
Image Source