Gün geldi ve sıralı ölüm dilerken sıranın bana geldiğini fark ettim.
Gençlik yıllarımda çeşitli kitaplar okumamla başlayan süreçte yaşamdan sıkılıp ölüme niyetlenirken yine de gitmemek için elimden geleni yapıyordum. Bu sürece Camus ve Victor Hugo sebep olmuştu. Camus, Yabancı'nın son kısımlarında Meursault sayesinde ölüm korkusunu iyice hissettirip Sisifos Söyleni denemesindeki Sisifos'un hikayesiyle ise her şeyin anlamsız olduğunu fark etmeme neden olmuştu. Victor Hugo'nun yazdığı Bir İdam Mahkumunun Son Günü kitabında ise idamın yaşattığı ağır travmayı hissetmiştim. İdam mahkumu olmasam da bende son günlerimi yaşıyordum.
Kanım çekiliyordu. Sonsuz bir karanlığa gideceğimi düşünüyordum. Doğmadan önce nasılsa öyle olacaktı. Bu sonsuzluk düşüncesi yaşama çabamı engelliyordu.
Geceleri uyanıp ölümden korkuyordum. Rüyalarımda çocukken bisiklet sürüp uçurtma uçurduğum günleri görüyordum. Uyandığımda aynalara bakmadan yaşamaya başlamıştım. O an anladım ki artık sıra bendeydi. Düşünmeyi bıraktım. Bekliyorum.