Son zamanlarda antika ve eski eşyalara dair bir tutku oluştu bende. Yaşanmışlığı olan, bir hikâyesi bulunan, iyi insanlar elinde kıymet bulabilmiş veya bir vitrin camından kullanılacağı günü bekleyerek ömür tüketmiş eşyalar ilgimi çekmeye başladı.
Eskiden böyle zevklerim yoktu. Dmax'te yayınlanan Hurda Avcıları'nı izleyene dek. Fakat bende bu hissi uyandıran özellikle Daire Kanalı oldu galiba. Oradaki bazı evlerde dekor olarak kullanılan, aileden yadigâr kalan eşyaların hikâyelerini dinledikçe ben de onlar gibi hissetmeye ve düşünmeye başladım. O evlerde babanneden kalan ahşap dolaplar yeni yerinde tamamen bambaşka bir işleve bürünüvermiş, bazı eski el dokuması şahane kilimler salonun baş köşesine serilmiş, dedesinin babasından kalan bir tıraş sandığı şimdi en değerli mücevherlere ev sahipliği yaparken bir çöp konteynırı yanında kaderine terk edilen ahşap el oyması berjer odanın en kıymetli yerinde arz-ı endâm ediyor. Ne güzel değil mi. O bitmemişlik o işe yararlılık hissi ne muhteşem bir şey.
Her birinin ayrı ayrı öyküleri, başlarından geçen ayrı serüvenleri vardı. Kimisi yıllarca suskun kalmışlığın etkisiyle içinden geçenleri haykırabileceği bir dinleyici bulmanın mutluluğunu yaşıyordu. Kimisi de senelerce örselendikten sonra bazı parçalarının onarılmasıyla eski ama eskimeyen yüzüyle gülümsüyordu.
Kim bilir nelere şahit olmuşlardı. Belki de yüz yıllık olan şu abajur, hangi yüzlere göz aydınlığı olmuştu. Kenarı altın yaldızlı olan fincanları hangi eller tutmuştu da o nazenin dudaklarına dokundurmuştu. Manzara resmiyle bezenmiş duvar tabağındaki oğlan, sevgilisinin kulağına ne fısıldıyordu acaba veya ağaçların ortasında resmedilmiş kulübeye bakan kaç kişi kendini orada bulmak istiyordu..
Daha neler neler anlatmak geçiyor içimden bir bilseniz. Sayfalar dolusu yazabilirim sanırım. İşte içimde bunları uyandıran izlediğim videolardaki hikâyelerdi. Bu hissi çok sevdim ve sonra etrafıma daha dikkatli bakmaya başladım.
Her ne hikmetse her evin vitrininde bulunan, Almanya'dan gelen sarı-turuncu renkli sedefli kahve fincanları vardı bir zamanlar. Bizim evde de yıllarca kullanıldı. Onun ağzı geniş olduğundan köpüğü kenarlara dağıtırdı genelde. Herkesin evinde gördüğümden midir nedir o fincan takımını hiç sevmez, onunla kahve içmek bile istemezdim. Şimdiyse çok hoşuma gidiyor. 🤷♀️ Hatta aynı porselenden yapılan tabaklar, kâseler ve kupa bardaklar da ilgimi çekmeye başladı. Denk geldiğimde kendime hediye olarak da aldım birkaç parça. Mutlu oluyorum nedensizce. 🙆♀️
Annemlerin evinde eskiye dair bir şey bulmak imkansıza yakın. Her şeyin en yenisi en iyisidir. Yeni olan eve girer girmez eskisi kapıdan çıkar gider bizim evde.
Çocukluğumuza dair nice güzel objenin yerinde yeller esiyor şimdi. Sadece fotoğraf albümünde kaldı onlar. 'Aman dağınıklık yapmasın, aman fazlalık olmasın at gitsin, ver gitsin' mantığı nedeniyle aile yadigârı diyebileceklerim o kadar sınırlı ki.
Yaşanmışlığı olan şeyler neden sevilmez ki? Hem eskinin eşyaları daha kaliteliydi ve daha zevkliydi. Tasarlayanlar zevk sahibiydi çünkü. Gerçek ahşaptan yapılmış koltuk, sehpa, sandalye, dolap ve benzerlerinden sonra; suntadan yapılan dandik şeylere ne ara geçiş yapıldı anlamıyorum. Müzelerde ve bazı kişilerin evinde gördüğüm o harikulade yazı masaları insanı şair edecek cinsten. :) Belki yüzlerce yıl önce bu dünyadan göçüp giderken gönüllerde bir iz bırakan yazar ve şairlerimiz ilhamlarını o masalardan da alıyordu, olamaz mı yani? 🙆♀️
Hafızamda tatil zamanlarında aile büyüklerinin evlerine yaptığımız ziyaretlerden kalan birkaç parça anı var. Herkesin evinin kendine özgü olduğunu söylemek isterim ilk olarak. Yeşilin en güzel tonuna sahip kadife kumaşla kaplanmış ahşap koltuklar, el oyması vitrinler ve gardıroplar, sedef kakmalı sehpalar, pikaplar ve gramofonlar, birbirinden renkli halılar ve perdelerle her ev içinde yaşayan insanları yansıtıyordu. Şimdiki evlerse bir katalogdan fırlamış gibi hepsi birbirinin aynı. Benzer basit eşyalar belki de ruhumuzdaki o basitlik ve zevksizliğin eseridir kim bilir..
Daha sonra antika ve bitpazarı videolarına sardım. :) İstanbul, Bursa ve Ankara Ayrancı'daki pazarlara kargalar kahvaltısını yemeden gidenlerin çektiği videoları izlemek bile o kadar keyifliydi ki. Erkekler; genelde elektronik aletlere, ne işe yaradığını bile bilmediği kırık ve bozuk parçalara, oyuncak arabalara, silah ve tüfek gibi şeylere ilgi duyup o tezgahlarda vakit geçiriyorlar. Çok sıkıcı. :/
Kızlar ise tam da istediğim gibi ilgi alanım olan bölümlerde takılıp kayda alıyorlar. :) Vintage kıyafetler, siyah beyaz fotoğraflar, günlükler ve mektuplar, eskimiş paralar, teneke kutular, zarif fincanlar, el işlemeleri ve örtüler, ahşap mobilyalar ve bir zamanlar belki de biricik olan gümüş takılar.. İşte onları saatlerce izleyebiliyorum.
Kendi kendime bir hikâye uyduruyorum o an. Ekranda iki saniyede görünüp kaybolan firuze taşlı bu şahane kolye hangi aşığın boynunu süslüyordu. Belki sevdiceği, cebinde kalan son parasıyla almıştı ve o güzellik başkasına ait olmamalıydı. Siyah beyaz aile fotoğrafları kim bilir zamanında hangi çerçeveden izliyordu gelen geçenleri. Dramatik bayram şekeri reklamları geliyor aklıma. :( Şimdiyse iki kuruşa satılıp bambaşka insanların sahte aile bireyleri olacaklar belki de.
'Ee madem seviyorsun; onlara dokunmak, kendi gözlerinle görmek varken neden ekrandan izlemekle yetiniyorsun?' diyenler olabilir okuyanlar içinden. Bunun bir sebebi var elbette: Kendime hâkim olamayacağımı bilmek. Her güzel şeyi alıp eve doldurmak istemediğim için şimdilik seyretmekle yetiniyorum. Çünkü bunun sonu yok biliyorum. Bir şeyi gerçekten ama gerçekten beğendiğimde onu almazsam aklım kalıyor. Bu durumdan hoşlanmıyorum, güzel şeylerin sonu yok biliyorum.
Diğer bir sebebi de satılanlardan bazılarının çalıntı mal olabileceği korkusu. Bir de evime kötü enerjiye sahip bir objeyi dahil ederim çekincesi var bende. Bir şeyi hem isteyip hem istememek.. İşte size İkizler Burcu özeti. 🙆♀️
Neyse bu konuya daha fazla kafa yormazsam sevinirim. Çünkü zamanında sahaftan aldığım bolca kitaba farklı gözle bakmak istemiyorum. 🙊☻
Herhangi bir yerde satılan ve öncesini bilmediğim eşyalarla ilgili düşüncelere dalmaktansa evimde sevdiğim insanlardan birer hatıra bulunması fikri daha cazip geldi bana.
Onların keyifli sohbetlerine yıllarca tanıklık etmiş fincanlarından bir kahve içmenin tadı bambaşka oluyor. Tek bir fincan bana sayfalarca mektubun anlatamayacağı kadar çok şey fısıldar. O an yanımda bulunanlar da bu sohbetten nasibini alır.
Bu satırları kaleme aldıktan sonra kendime bir kahve yapacağım. Elli bir yıllık fincanım da bana eşlik edecek, bir o kadar yaşı olan annemin el emeği örtüsü de.. 🙆♀️
Okuyan herkese teşekkür ederim. ☘