Herkese merhaba! Artık evimdeyim. Yani aslında o kadar da evim gibi hissedemediğim, gene de rahat hissettiğim, memleketimdeki evimde. Bugün size buraya ulaşana kadar başımdan geçenleri anlatacağım. En başına dönecek olursam. İzmirden buraya gelmeden önce, Ankarada, arkadaşımın yanında bir soluklanıp, bebeklerini de görüp, memleketime gelecektim. Fakat Ankara’ya gittiğimde işler değişti. Benim Ankara’ya gittiğim gün, arkadaşımın bebeklerinin bakıcısı işten ayrılmış. arkadaşım, yeni bir bakıcı bulana kadar, bebeklerine bakma işinde eşine yardım etmemi istedi.
Öncelikle size bebeklerin fiziksel özelliklerinden bahsetmek istiyorum. Arkadaşım, eşi ve arkadaşımın ebeveynleri iri oldukları için, bebekler de öyleler. Küçük olan kız ve henüz 2 aylık. Büyük olan erkek is 2.5 yaşında. Ben bebeklerin bakımına yardım etme teklifini aldığımda, bebeklerin ikisi de önümdeydi ve onlara baktığımda, çok tatlı olduklarını gördüm. Bu teklifi, başıma geleceklerden habersizce, kabul ettim. :))
Bebeklerin her ikisinin de sürekli gözetim altında olmaları gerekiyor. Gözünüzü üzerlerinden ayırdığınız her an kendilerine zarar verebilirler. Ve bu çok uzun bir süre. Burada geçen ve bana 3 ay gibi gelen 3 günümü size özetleyeceğim. :)) Sabah saat 08:30 sıralarında bebekler uyanıyor. Küçük olan bebek uyanır uyanmaz ağlamaya başlıyor. Çünkü altını pisletmiş oluyor. :)) Bu küçük uyanış, büyük bir uyanışa dönüşüyor. :)) Bu ağlamayla birlikte, annesini uyandırıyor önce, sonra da abisini. Annesi küçüğün altını değiştirirken, büyük olan önce babasını sonra da beni uyandırıyor. Bunu yapmasının bir sebebi yok. O uyandığı için herkes uyanmalı. :))
İşte bu bir mesai başlangıcı. Evin annesi kahvaltıyı hazırlarken, babası ve ben bebekleri gözetliyoruz. Bunu nasıl mı yapıyoruz; bir gözümüzle hala uyumaya devam ederken. :)) Kahvaltıdan sonra, arkadaşım işe gidiyor. Ben genelde büyük olan bebekle ilgileniyorum. Çünkü, çok hareketli ve sürekli koşuşturuyor. Onu durdurmanın tek yolu, telefon, tablet veya PC. Ama biz bunu yapmak istemiyoruz. Bunun yerine, sürekli peşinde koşturuyoruz. :)) Küçüğe bakmak daha kolay aslında, çünkü sallanan yatağını, sallamak onu susturmaya ve uyuklatmaya yetiyor. Üstelik istediğiniz kadar sevebilirsiniz. Çünkü onu severken bir yandan konuşursanız, bu duruma hiç itiraz etmiyor.:)) Tek sorun, sürekli kaka yapması, gaz çıkarması ve kusması. :)) Bunlar benim için tabii ki sorun değil. Bir çok kez üstüme kusmasına rağmen bundan hiç tiksinmedim. Sorun şurada ki bunları yaptığında altının temizlenmesi ve tekrar doyurulması gerekiyor. Bunları ben yapamıyorum. Belki bir sonraki aşamada altını temizleyebilirim. Fakat, onu emziremem: :))
Öğlene kadar geçen koşuşturmanın sonunda, saat: 12.30 gib bebekler ve anneleri uyuyor. Bu uyku yaklaşık 3-4 saat. Ben bu arada daha önce bahsettiğim, yazılım dersimle ilgili ödevlerimi yapıyorum. Ders çalışmak da -geçmişten gelen bir alışkanlıktan olsa gerek- uykumu getiriyor. Fakat tam ben uyuklarken bebekler uyanıyor. :)) Bu benim uykumu kaçırmak zorunda. Çünkü bu esnada anneleri yemek hazırladığı için ikisine birden bakmak zorundayım. :)) Büyük olan kamyonları ve iş araçlarını çok sevdiği için ona oyuncaklarını çıkarıp, önümde oyun oynarken eşlik ediyorum. Bir yandan da küçüğün yatağını sallıyorum. :))
Yemekten sonra, büyük olanı dışarıya çıkarıyorum. Dışarıda, daha sakin oluyor. Çünkü bu onun için tehlikeli bir dünya ve az da olsa bunun farkında. Yorulması ve üzerindeki bitmeyen enerjiyi atması için onu uzun uzun yürütüyorum. Fakat bu beni yormaktan öteye geçmeyen nafile bir çaba oluyor.:)) İş makinalarına olan sevgisini bildiğim için yolda gördüğümüz bütün iş makinelerine dokunmasına ve çıkılabiliyorsa üzerine çıkmasına müsade ediyorum. Bu onun için farklı bir deneyim. Çok mutlu oluyor. Onun mutlu olduğunu görmek tarifsiz bir duygu…
Walking distance
(Yürüyüş mesafemiz.)
Akşam, saat 21.30 a kadar bu minval üzere devam eden devinimimiz sürüyor. Sonrasında uyku vakti. Fakat benim için değil. Ben ders çalışmaya devam ediyorum. Ta ki bayılana kadar. :)) Dostlarım, herkese mutluluklar diliyorum…