Merhaba Sevgili Hive Ailem, nasılsınız? Umarım her şey yolundadır. Yine arayı fazla açtığımın farkındayım fakat sizi temin ederim ki bu sefer hayırlı şeyler peşindeydim. 😏
Kuzenimin düğün tarihi belli olduğundan beri o günü dört gözle bekliyordum. Yaşadığım sağlık problemleri ve de tüm dünyayı etkisi altına alan pandemiden dolayı çok uzun zamandır zorunlu olarak eve tıkılı olduğumdan, en ufacık bir seyahatin bile bana iyi geleceğini düşünüyordum. Özellikle de uzakta yaşayan akrabalarla bir araya gelecek olmak, gece sohbetlerine duyduğum özlem ve bir de üzerine yeni bir şehir görme heyecanı eklenince gitmek zorunda kalacağım o uzunca yolculuk bile umurumda olmadı. Bu maceranın benim için çok zor olacağını bilmeme rağmen -ki kesinlikle öyle oldu- en ufacık şikayet bile etmedim.
Düğün telaşından olsa gerek Malatya'da fotoğraf çekmek pek aklıma gelmemiş. Gezmek için pek fırsat bulamadım da gerçi. Dönmeden bir gece öncesinde çocukluğumda neredeyse her hafta sonu ailemle gittiğim kanal boyunu ve MişMiş Parkı'nı görme fırsatı yakaladım neyse ki. Hala hatırladığım kadar canlı ve de güzel. Bir gün Malatya'ya yolunuz düşerse Malatya kayısısının yanında Abdullah Usta'nın dondurmasının tadına da bakmayı kesinlikle unutmayın.
Malatya'dan Artvin'e giderken Bingöl ve Erzurum üzerinden gidiyorsunuz. Daha önce Erzurum'dan ötesine gitmediğim için yol boyu manzaranın ne kadar güzel olduğunu bilmiyordum. Erzurum'u çıkar çıkmaz dikkatimi çeken ilk şey dağların yüksekliği oldu. Karadeniz sınırlarına yaklaştıkça daha da yükselen dağlar beni hayrete düşürdü. Akdeniz Bölgesi'nde yaşayan biri olarak daha önce hiç böylesine yüksek dağlarla karşılaşmamıştım. Bu arada dağların yapısını travertenlere benzettim. Her an un ufak olacakmış gibi duruyor. Yusufeli'ne yaklaşırken çoğu kayaların üzerinde telden örülmüş ağa benzer bir şeyler olduğu dikkatimi çekmişti. Meğerse herhangi bir felakete karşı AFAD buralarda kaya ıslahı çalışmaları yapıyormuş.
Yolun üzerinde Tortum Gölü’ne uğradık. Yol boyunca 8 km uzanan bu göl gözlere inanılmaz bir manzara sunuyor. Göl döküldüğü yerde bir şelale oluşturuyormuş; ancak vaktimiz olmadığı için Tortum Şelalesi’ni görme şansı ne yazık ki yakalayamadık. Daha sonra internet üzerinden araştırdığımda gölün fotoğraflarda bile ne kadar büyüleyici güzellikte olduğunu gördüm. Etrafında piknik yapmak için alanlar da bulunan şelale özellikle bahar aylarında su seviyesi daha yüksek olduğu için daha güzel oluyormuş. Şelaleyi göremediğimiz için gerçekten çok üzülüyorum, belki bir gün yeniden yolumuz düşer.
Artvindeki diğer bütün evler gibi dağın eteklerine konuşlanmış köy yolu da inanılmazdı. Bir yanı resmen uçurum olan o kadar dar bir yoldan yükseklere doğru çıktık ki hop oturup hop kalktı yüreğimiz ama ne yalan söyleyeyim tüm korkuma rağmen manzaranın güzelliğine dayanamadım. Tedirgin olsam da manzarayı izleyebilmek için araba camına yapıştım resmen. Aynı yolu ikinci kez geçtikten sonra insana tuhaf bir rahatlama geliyor. Yolun beni o kadar rahatsız etmediğini hissettiğimde manzaranın tadını daha çok çıkarır oldum. Tabii benim için bunca yüksek dağın arasına ya da eteklerine heyelandan korkmadan nasıl yerleşim yerleri inşa edebildikleri koca bir soru işareti. Demirkent Köyü yolda gördüğüm diğer yerlere göre daha iyi olsa da bölgeye ev yapabilmek için çoğu yerde dolgu malzemeleri kullanmışlar.
Artvin köye 1 saat uzaklıktaki minnacık bir yer ve yine merkeze ulaşabilmek için tepelere çıkıp durduk. Fotoğrafta Türk bayrağını gördüğünüz yer Artvin’in merkezi. Misafir olarak kaldığımız köyü Artvin’den çok daha fazla beğendim. Yalnızca iki gece kaldığımız ve tüm zamanımız düğün hazırlıklarıyla geçtiği için köyün tamamını gezip görmeye fırsat bulamasak da yaylalarının çok daha güzel olduğundan, köyde bir şelale bulunduğundan ve de kapıları olan minik mağara oluşumlarından bahsettiler. Doğal soğuk hava sirkülasyonu olduğu için şimdilerde mahzen olarak kullanılan bu mağaraları zamanında Ruslar savaşta saklanmak için inşa etmişler. Maalesef hem zaman kısıtlamasından bütün bu güzellikleri dinlemekle kaldık.
Gelini köye geri götürürken durduğumuz yerin manzarasına da diyecek yoktu. Artvin'e giderken manzarayı istediğim gibi çekemediğim için üzülmüştüm. Tam o noktada durup da gelini beklememiz ise... Keşke başka bir şey dileseymişim. ☺️
Yolumuzun üzerindeki son durağımız ise 1993 yılında Bingöl'de gerçekleşen acı olayda kaybettiğimiz askerlerimiz anısına dikilen anıt oldu.
Tam olarak bir gezi sayılmazdı aslında. Doya doya gezemedim, yataktan kalktığımız andan yatağa girdiğimiz ana kadar her şeyi hızlandırılmış bir şekilde yapmak zorunda kaldık belki, yine de hayatında ilk defa Karadeniz sınırlarına girmiş olan ben için gördüğüm göl, dağ taş ve de soluduğum temiz hava bile güzeldi. Tüm yolculuk boyunca manzarayı izlemekten dahi keyif aldım. Bir gün daha geniş bir zamanda göremediğim her yeri ziyaret etmeyi umuyorum.
Evet, bu post Trliste'nin eğlenceli yarışması için yazılmıştır. Katılmak isteyen herkesi [buraya](https://ecency.com/hive-124065/@trliste/trliste-contest-2-let-s) bekliyoruz.
hala birkaç saat var, seni de bekliyorum. ^v^ Bir sonraki posta kadar kendinize çok cici bakın. Sağlıklı, mutlu ve hive ile kalın. 💛
‼️ Bütün fotoğraflar bana aittir.