Herkese selamlar. 🙋♀️
Nasılsınız, iyi misiniz, umarım iyisinizdir. Ben de fena değilim. Bu yılın son ayına girince insan bazı şeyleri daha iyi görebiliyor galiba. Yaptıklarını, yapamadıklarını, hedeflerine ne kadar yaklaştığını veya uzaklaştığını. Tam bir muhasebe ayı diyebiliriz. Aralık ayını severim o yüzden. Biraz da toparlanma mevsimidir, karın örttüğü güzellikleri baharda görebilecek olmanın mutluluğu da gizlidir. ☃️
Kütüphânemi düzenledim sonunda. Rafta duran ekim ve kasımda okuduklarımı da anlatıp yerlerine koyabilirsem daha iyi hissedeceğim. Sizlere ekim ayıma eşlik eden ve beni etkileyen iki kitaptan bahsetmek istiyorum. Şimdiden vakit ayırıp okuyacak olan arkadaşlarıma teşekkür ederim. 🌼
İlk bahsedeceğim kitap, ta 15. yüzyılda yazılmış ve günümüz Türkçesine ilk kez uyarlanan Acâyibü'l Mâhlûkat ve Garâyibü'l Mevcûdât. Acayip Yaratıklar Sözlüğü olarak çevrilen ve yazarı kesin olarak bilinmeyen bu eserle tanıştığım için mutluyum. Küçükken okuduğum Marifetnâme esintilerini aldığım ve diyardan diyara sürüklendiğim için keyifli bir okuma oldu benim için. 🙆♀️
Biz, okuyana ve işitene, dünyanın dört bir yanını gezmeden bütün yaratılanların acayipliklerini aktarmak için bu kitabı hazırladık.
(Arka Kapak)
Dilimize çeviren Gamze Çelik Başaran'ın bu sözleri hayli davetkâr geliyor kulağa.
Evrenin nasıl kurulduğundan tutun da bir sivrisineğin işlevlerine kadar açıklayıcı bilgiler sunan bu eser coğrafya, kozmografya, tıp, astroloji, matematik gibi pek çok bilim dalından yararlanılarak oluşturulmuştur. Bunun yanında esere çeşitli mitler, halk hikâyeleri, hadisler ve menkıbeler de kaynaklık etmektedir. Mucizeleriyle menkul peygamberlerden, dünyaya hükmeden padişahlara; cinlerden devlere, insanlardan meleklere, ejderha ve Simurg gibi garip hayvanlardan şifalı bitkilere kadar o dönem için insan aklının alamayacağı yüzlerce madde bu eserde toplanmıştır.
(Arka Kapak)
Yazıldığı dönemi göz önünde bulundurursak, doğduğu yerin dışına çıkmayan, dış dünya hakkında hiçbir bilgisi olmayan bir insanı düşünün. Eline bir şekilde bu eserin geçtiğini ve okudukça hayretinin bir kat daha arttığını, içinde dünyayı dolaşma isteğinin oluştuğunu.. Kafasında cevapsız kalan soruların ellerinin arasında tuttuğu kitapta olduğunu. Bu muhteşem bir şey değil mi?
Şimdiki teknolojik çağda belki okuyan insanlara hayret edeceği hiçbir şey vermiyordur bu kitap. Çünkü her bilgi bir tık uzağımızda artık. Fakat ben öyle düşünmüyorum. Heyecan ve merakla okudum her satırını. Tıpkı o dünyadan bihaber olan insanlar gibi. Kendimi gemiyle dünyayı dolaşan bir denizci gibi hissettim yer yer. Bazen dünyaya kuşbakışı bakıyor gibi de. Eski zamanları anlatan tabletleri görenlerin şaşkınlığını da yaşadım diyebilirim. Eğer bu tarz konulara ilgi duyuyorsanız, kitaplığınızda kesinlikle bulunmalı. 🙆♀️
Kitap toplamda on bölümden oluşuyor. Birinci bölüm, göklerdeki acayiplikler ve şaşılacak şeyler üzerinedir. İkinci bölüm, gökteki ve yerdeki ateş hakkındadır. Üçüncü bölüm; yerin, suyun, denizlerin, nehirlerin kuyuların ve taşların tuhaf yanlarını söyler. Dördüncü bölüm; meşhur şehirleri, kaleleri, mescit ve kiliseleri anlatır. Beşinci bölüm; ağaçlar, otlar ve meyvelerden bahseder. Altıncı bölüm resimler ve suretlerle ilgilidir. Yedinci bölüm; insanoğluna dairdir. İnsan tabakaları, Türk kabileleri, peygamberler, mucizeler, simya ilmi, tedavi yöntemleri ve düşler konu başlıklarından bazılarıdır. Sekizinci bölüm; cinleri, şeytanları ve devleri anlatır. Dokuzuncu bölüm kuşlar üzerinedir. Onuncu ve son bölüm de hayvanlar hakkındadır.
Gençken bir düş gördüm. Dünya sular altında kalmış, ben de güçlükle bir kıyıya vardım. Orada büyük bir köşk, köşkün içinde de bir kadın gördüm. Bu kadın elinde ayna tutarak at üstünde köşkten çıkıyordu. "Bu dünya obur bir ejderha gibidir. Bin yıllardır insanları yiyor, hâlâ aç." diyordu. Bu düşte kadın; insanın arzularını, ayna; dünyayı, köşk ise gönlü temsil eder. Görebildiğimiz müddetçe dünyaya bakmak ve ondan ibret almak gerek. Biz bu kitabı ayna suretinde, dünyadaki tüm tuhaflıkları gösterecek şekilde hazırladık. (sf 19)
Birçok not aldım, çokça cümlenin altını çizdim. Bazı yerleri akla ve mantığa aykırı diye nitelendirebiliriz. Hatta Türkler hakkında da bazen korkutucu ifadeler vardı. Galiba bizlere uzak bir kavimdi bu satırları yazan. 🤷♀️
İlginç hikâyelere de yer verilmişti. Mesela Babil'de eşyası kaybolan biri efsunlu davulu çalarmış. Önce bir ses gelir sonra da eşyasının nerede olduğunu haber verirmiş. Büyük, demirden bir ayna yapılmış, yakını kaybolan veya haber alamayan olursa aynaya gelip bakınca o kişinin sağ olup olmadığını ve nerede bulunduğunu görürmüş.
Batıda, Fergana isimli kentin değerli taşının bol olduğu söylenir. Öyle ki evi süpürünce döküntüler içinden altın parçaları çıkarmış. Nil Nehri'nin suyu artınca dünyadaki diğer yerlerin suyu azalır; azalınca da artarmış.
333 sayfalık bu kitabı okuduğum için şanslıyım. Umarım ilginizi çekmiştir. 📚
Yukarıda bahsi geçen eserle aynı anda edindim ve birbiriyle alakalı göründüğü için eş zamanlı okudum Türk Canavarları Sözlüğü'nü de. Ahmet Burak Turan'ın hazırladığı kitabın alt başlığı Şamanist Söylencelerde Canavarlar ve Şeytani Ruhlar, içeriğe dair bilgi veriyor aslında. Yine de kapakta yazanları eklemek istiyorum:
Bu kitapta mitolojik bilgi alanının, kötü ruhlarla ilgili olan kısmıyla karşılaşacaksınız. Neler yok ki? İnsana hastalık getiren kötü ruhlardan, halüsinasyon gördüren varlıklara kadar her şey. Yazar bu sözlükteki maddeleri yüzlerce kaynağı tarayarak; Anadolu'nun, Balkanlar'ın ve Kafkasya'nın birçok bölgesini dolaşarak yazdı.
(Arka Kapak)
İnsan bilinmeyenden korkar. Ölüm, hastalık, karanlık, açlık, soğuk gibi şeyler çeşitli mitolojik varlıklara dönüştürülür, halk inanışlarında ve efsanelerde karşımıza çıkar. Elimdeki kitapta Altay, Yakut, Tatar, Moğol, Azerbaycan, Balkan ve Anadolu anlatılarında görülen; mitolojik, korkutucu, olağanüstü varlıklar alfabetik sırayla açıklanmış ve dış görünüşlerine dair bilgiler verilmiş. Genel olarak şeytani varlıklar üzerine yoğunlaşılmış. Bazı maddeler hemen yan sayfada resmedilmiş ama benim pek hoşuma gitmedi. Özensiz ve anlamsız buldum. En hoşuma giden şeylerden biri efsanelere konu olan yaratıklar hakkında kapsamlı bilgiye ulaşmaktı. Kitap yazan/yazacak arkadaşlarımız için de bolca karakter adı barındırıyordu. Bazılarına çeşitli kitap ve film/dizilerde denk gelmiştim zaten.
Geceleri kurt derisine bürünüp kötülükler yapan cadı olan Adamcıl Kurt ve ondan nasıl kurtulunur burada. Yeni doğmuş bebeklere ve lohusalara dadanan Albıs ve Alkarısı da. Anadolu söylencenlerinde geçen, yılana benzer dev sürüngen Büke de salınır sayfada. Türk efsanelerinde geçen Çarşamba Karısı'nı görmek şaşırtıcı oldu benim için. Ege dizisi olan Yol Arkadaşım'da böyle bir karakter ismi vardı. Kitapta anlatılan gibi tasvir edilmişti. Demek ki senaristimiz bunu tanıyordu.
Sadece çarşamba günleri ortaya çıkıp pejmürde bir şekilde dolanan; pis ve dağınık saçlarıyla hemen dikkatleri üzerine çeken bir tür cadıdır. Yarım kalan işlerin olduğu evlere gidip karışıklık çıkardığına inanılır. Eğer kızdırılırsa evdekilere kötü şeyler yapar. Tire, Ödemiş ve civarında amaçsız, hiçbir iş yapmadan ortalıkta dolaşan insanlara "Çarşamba Karısı gibi gezip durma." denilir. (sf 76-78)
Çay Ninesi, çay ve ırmaklarda yaşadığına inanılan kötü bir ruh. Köprüden geçerken suya çok bakılırsa kızar ve insanın başını döndürür. Ayaklarından tutup insanları suya çekerek boğmaya çalışır. Bu yüzden Azerbaycan'da suya giren kişiler suyun sahibine selam verirlermiş.
İç Anadolu söylencelerinde kötü bir varlık olarak geçen Enkebit ise uyuyan insanların boğazını sıkıp boğarmış. Tekin olmayan ve tenha yerlerde uyumak bu nedenle iyi değilmiş. "Enkebit gibi çöktün, git başımdan." deyimini hiç duymamıştım ama kökeni buymuş.
Yer altı Tanrısı olarak adlandırılan Erlik Han'a uzun sayfalar ayrılmıştı. Türk mitolojik anlatılarında kötülüğün, ölümün ve tüm fenalıkların kaynağı olarak görülür. Altay Yaratılış Destanı'nda Erlik'in kovuluşundan bahsedilir:
Tanrı kızıp bağırdı, sesi gökte çınladı
İn yerin dibine, in artık in, in buradan
Neyin var neyin yoksa, al tümünü, buradan in
Kur yerin en dibine, ne istersen kendine.
Topla damın, deveni, in yerin en dibine
Kendine ne istersen, ordunu, askerini
Kur yerin en dibine, sarayını, kaleni
Sönmez ateş alevi, göklerde hiç sönmesin
Ne güneş ve ne de ay, gözüne görünmesin.
Yerin en diplerine seni kapatacağım
Bil, seni kıyamette ancak çağıracağım. (sf 103)
Tengri ona Kut yani yaratma gücü vermiş oluyor aslında. 13 sayfalık bu bölüm kitaptaki en ilgi çekici maddeydi bence. Uzun uzun bahsedilmişti, yaptıklarından, görevlerinden ve ondan kurtulma yöntemlerinden. Bana biraz Selena dizisindeki Hades'i çağrıştırdı. Küçükken severek izlerdim. İblis ve Şeytan'ın cennetten kovulma sahnesine de benziyordu tabii.
Türk ve Bulgar söylencelerinde ismi geçen Harkıt, damlarda dolaşan ve bacalardan torba sarkıtarak çocukları kaçıran kötü ruhtur. Baca Cini de denilen bu varlık sarkıttığı torbanın içine çocukları kandırmak için şeker ve hediyeler koyarmış. Torbaya kanan çocukları kaçırırmış. Ayaz Ata (Noel Baba) kişiliğinin kötü bir karşılığı galiba. 🤷♀️
Çocukların çokça yaramazlık yaptıkları bir vakit, yaşlı nine şu tekerlemeyi okur: Harkıt! Bacadan torbanı sarkıt. Çocukları al da kaçırt. Harkıt! Kulaklarını sarkıt. Ağlayanı, bağıranı kaçırt. (sf 119)
Tabii bu durumda çocuklar kaçırılmamak için susup uslu dururlarmış. Allah'ım ne korkunç. 🙊
Hu Hanım gibi güzel bir isme sahip varlıksa merhametsiz, fitnebaz ve insanlar arasında huzursuzluk çıkaran biriymiş. Yer altındaki karanlık suların en dibinde yaşar. Büyücülüğün tüm sırlarına hâkimdir. Karanlık âlemi bilir, bütün karanlık varlıkları tanır. İnsanlar arasında kendi gibileri bulur, yani bilgisini kötüye kullanan alimleri. Akıllarına girer ve onları daha çok kötülük yapmaya iter.
Anadolu'daki yaygın bir inanışa göre her evin bir Sahab'ı bulunur. Evin temiz ve düzenli tutulmasını isterler. Eğer pis bırakılırsa evdeki yaşayanları cezalandırır. Evin bereketi ve huzuru kaçar, hastalıklar baş gösterir.
Annem biz küçükken böyle kandırırdı bizi. Evi gece yatmadan toplar, bulaşıkları yıkayıp çöpleri atardı. Banyo ve mutfağın temiz olmasını isterdi ve sebebini de yukarıda söylediklerime benzer şekilde açıklardı. Korkutucu bir şey aslında. 🙊
Volga Boyu Türkleri'ndeki söylencelerde bahsi geçen Şürela, tek gözlü, tek kollu, tek bacaklı kötü bir varlık olarak anlatılır. Birçok kötü özelliği tanıtılmış ama ilgimi çeken şu oldu: Ormanda yalnız başına yürüyen insanların yollarını şaşırtıp onları kuytu yerlere sürüklermiş. İnsanları kandırmak için yolda kalmış numarası yapıp ağlarmış. Kendisini acındırdığı kişiler ona yardım etmeye kalkınca da başına kötü şeyler gelirmiş. Şürela tarafından takip edildiğini düşünen biri ayakkabılarını çıkarıp ters giymeliymiş. Bunu yapamayanlar ise geri geri yürürmüş. Anadolu'daki "Şeytana pabucunu ters giydirmek." sözü bu olaya dayanıyormuş. Ayrıca sudan korktuğu için akarsuya atlamanın da işe yarayacağını söylüyor yazar. Şürela, "Suyun başı ne tarafta?" diye sorarsa ters istikameti göstermek lazımmış. Tatar Türklerinde "Şürela'ya suyun başını göstermek." deyimi kurnaz insanları aldatmak manasında kullanılırmış.
Uçuh insanlara hastalık veren kötü bir ruh olarak bilinir. Dudak çevresinde görülen kabarıklar ve vücuttaki kızarıklarda hep onun parmağı varmış. Tedavisinde özel yöntemler uygulandığından bahsediyor. En basiti ise uçuk tedavisi için toprağa gömülen buğday tanesi. Bunun şamanlara dayandığını da söylüyor.
Kendimi kaybedip hepsinden bahsetmek istiyorum galiba. Tamam bu son. :)
Gagavuz Türklerinde günahkârların ruhlarının Ubır'a dönüştüğü anlatılır. İri başlı, kocaman varlıklardır. Ağızlarından ateş çıkaranları ve uçanları da vardır. Oburluklarından her şeyi yerler. Hatta musallat olduğu kişinin yedikleri ona fayda sağladığı için insan yiyip içmesine rağmen zayıflamaya başlar. Ubır'a dönüşen varlık ölünce mezarı açılıp göğsüne kazık çakılırmış yoksa geceleri dolaşıp kötülük yaparmış.
Korku filmi sahnesi gibi satırlar. 🧟♀️
Önce ejderha sanarken şimdi vampire döndü gözümüzün önünde. Uzun bir anlatının da fotoğrafını paylaşıyorum.
📚 📚 📚
216 sayfalık bu kitabı okumak hem ürkütücüydü hem de nefes kesici. Uzun yıllar listemdeydi, sepetime atıp çıkarıyordum sürekli. Hatta bir ara baskısı tükenmişti. En sonunda almaya karar verdim ve her günüme korkutucu yaratıklar eşlik etti bu sayede. Sadece meraklısına önerebilirim. Korkunç filmler izlemekten çekinmeyen ve efsanelere ilgi duyan kişilere. 🙆♀️
Buraya kadar okuyan arkadaşlarım varsa eğer eşlik ettikleri için tekrar teşekkürler. 💐