Selamlar herkese. 🙋♀️
Umarım keyfiniz yerindedir. Ben gece ince ince yağan karı seyrederek uyudum. Sabah uyandığımda bembeyaz bir örtüyle karşılaştığım için mutlu bir şekilde güne başladım. ☃️☃️☃️
Kar tüm kötülüklerin, kıskançlıkların, hasetliklerin, sorunların ve tüm dertlerin üzerini örtmüş; hepsini sıfırlamıştı adeta. Bir müddet bu düşüncelerle hayallere daldım. ❄️
Sonrasında, son bölümüne geldiğim ve okurken kar yağmadı diye hayıflandığım kitabımı okumaya başladım. Sizlere ilerideki günlerde bahsedeceğim için detaylarını vermeyeyim ama finaldeki kar fırtınasını, dağların beyaz örtüyle kaplanmasını ve bazı hayatların değiştiği o sahneleri gözümde canlandırmak muhteşem bir duyguydu. 🏔🌨
Öğlen olmadan tüm karlar erimişti. Olsun. Ben mutlu oldum ya. Yenileri gelir nasılsa öyle değil mi? 🙆♀️
Henüz birkaç gün önce kasım ayında okuduklarımı anlatmıştım burada. Şimdi de aralıktakileri anlatıp 2023'e nokta koymak ve artık 2024'e odaklanmak istiyorum.
Bu senenin okuma planını kafamda oluşturdum gibi. Bir aksilik ve can sıkıntısı olmazsa eğer, umarım ki olmaz, güzel bir okuma yolculuğuna çıkmış ve sene sonunda bunu sizlerle paylaşmış olacağım. 📚
Bu benim aylık okuma postlarım içinde en kısası olacak galiba. Şöyle bir baktım da tek tek tüketmişim hepsini. Sadece iki kitap kalmış bahsi geçmeyen. Olsun, kısa yazı sevenler bu duruma sevinecektir kesin. 🙂
Ben de aksine keyif aldığım bir metnin uzun olmasını ve bu durumla daha fazla meşgul olmayı istemişimdir. Hatta 'neden bitti devam etseydi ya' diye hayıflandıklarım da olmuştur burada. Kitap incelemelerini gerçekten seven, severek okuyanlarımız varsa yorumlara kitap emojisi bırakabilirler.
İzlediğim bazı Youtube videolarında şöyle sözlerle karşılaşırdım: "Kitap alışverişi genelde çok sevilirken okudukların anlatıldığı ve yeni kitapların ön plana çıkarıldığı içerikler pek ilgi görmüyor." Bu minvalde sitemkâr konuşmalara denk geldiğimde pek anlam veremezdim. Çünkü birçok hazineyle bu sayede tanışmıştım. Okuma tarzını beğendiğim birini kendime yakın bulup bundan sonraki önerilerine de sıcak baktığım doğrudur. Aslında bu çok kıymetli bir şey. Fakat farkında olan kişi çok azdır muhtemelen. 🫠
Bu arada iki kişilik kitap kulübümüz seçimini yaptı. Şubat ayıyla beraber okumalara ve sohbetlere başlayacağız. Seviniyorum buna da.
Seçimimiz olan Jules Verne'den İki Yıl Okul Tatili'ni siz de merak ediyor ve okumak istiyorsanız tavsiye ederim şimdiden. Küçükken ve birkaç yıl öncesinde de çocuklara yönelik versiyonlarını okumuş çok sevmiştim. Şimdi Alfa'dan çıkan tam metin bizi bekliyor. Güzel bir serüven olacak hiç kuşkusuz. ⛵️🏝
İlk olarak Şükrü Erbaş'ın Bütün Şiirleri 1 ile başlamak istedim.
Aslında ben çağdaş şiiri pek sevmem. Bu duygumu aşmak ve sevebilmek için çaba sarf ettim, okudum ama bana geçmiyor. Manasız, hiçbir şeye benzemeyen üç beş sözcüğün bir araya getirildiği öyle şeylere denk geldim ki şiir demeye bin şahit ister. Ama isim yaptıkları ve ünlü oldukları için basılmış çoğu. Gereksiz kağıt ve mürekkep israfı geneli. Her iddiasına girerim ki no name şekilde dosyasını göndermiş olsalardı yayınevleri bırakın basmayı cevap bile vermeye tenezzül etmezlerdi. Ama şanslıyız ki konumuz onlar değil. 🙂
Şükrü Erbaş'ın şiirleri internette, forumlarda ve çeşitli sosyal medya ortamında karşıma çıkıyordu. Seçme şiirler olduğu için çoğunu beğeniyordum. İlk defa kitabını alıp altını çizmek istedim beğendiğim yerlerin.
Küçük Acılar (1984), Aykırı Yaşamak (1985), Yolculuk (1986) ve Kimliksiz Değişim (1992) isimli kitapların toplamından oluşuyor.
Sevdiğim şiirleri oldu inkar etmeyeceğim. Hele ki malum şiirinde yazdıkları tam isabet diyebilirim. O yüzden külliyatına giriş yapmak istedim. Bir ve ikinci cildi temin ettim.
Genel olarak iyiydi, hepsini beğendiğimi söyleyemem ama derinden etkileyenler oldu. Onun hissettiklerini ben de hissettim. Birçok altı çizili dize var. Sizlerle de bazılarını paylaşmak isterim:
Bunalıyoruz çocuk bunalıyoruz
Biçim veremediğimiz şeylerin biçimini alıyoruz. (1982) (sf 7)
Günler yağmur alacasını giyindi
Bulutlar indiler yere birer birer
Sabahlar düşlerimiz kadar kısa
Akşamlar ömrümüzün garipsi yükü
...
Herkes kendi yalnızlığında yitik (1980) (sf 9)
Seni yalnızlığından tanıdım." (1981) (sf 11)
Söylenen her söz biraz daha
Biraz daha büyüttü suskunluğumuzu (1982) (sf 19)
Zamana benzedik iyice, çekilmesi zor (1983) (sf 20)
Bir şiirinde kitapların pahalılığından şikâyet edilmiş. 1985 yılında da şimdiki gibi miydi acaba? 🤷♀️
-Evlendik evleneli şekerim, okuyamıyorum
Zaman kalmıyor ki işten, hem kitaplar da çok pahalı...
Bozuk bir plak gibi günlerin bu tekdüze tekrarında
Büyürken ömrümüzün güneşe çıkmamış boşlukları
Öldüğünü duyarız acıyla içimizde bir yerlerde
Yaşama sevinci veren o eski, o ince duyguların (1985) (sf 72)
Sıradaki kitabın reklamını her yerde gördüm diyebilirim. Okumazsam çok şey kaçıracakmışım gibi hissettim. Başyapıt olarak sunuluyordu hep. Bir de arka kapak yazısını okuyunca söylediklerine çok inandım. 'Tam benlikmiş' diyerek bu dahil diğer eserlerini de sepetime ekledim hatta.
Öyle ucuz da olmamasına rağmen alacaktım ki içimden bir ses 'dur, yapma, önce bunu oku seversen alırsın nasılsa, seni kimse tutamaz nihayetinde' deyince hak verdim ona. 👻
Neyden bahsediyorum, tabii ki Mezbaha Beş'ten. Kurt Vonnegut imzalı kitabın çevirmeni de Hamdi Koç idi.
Yaşamın her anını farklı bir şekilde deneyimlemek isteyenlere!
Dinleyin: Billy Pilgrim zamanda koptu. Billy bunak bir dul olarak uykuya daldı ve düğün gününde uyandı. 1955'te bir kapıdan geçti ve 1941'de bir başka kapıdan çıktı. O kapıdan tekrar geçti ve kendini 1963'te buldu. Doğumunu ve ölümünü birçok kere gördüğünü ve aradaki tüm olaylara gelişigüzel seyahatler yaptığını söylüyor.
Öyle söylüyor.
(Arka Kapak)
Konusu kısaca şöyle; Billy Pilgrim zamanın akışından kopmuştur. Artık hayatını dilediği gibi ileriye veya geriye sarabilmektedir. Kâh 1967 senesinde uçan daire tarafından kaçırıldığı ve Tralfamadore gezegenine götürülüp çırılçıplak bir şekilde hayvanat bahçesinde sergilendiği ve çiftleşmeye zorlandığı ânâ gider.
Kâh savaş esiri olarak tutulduğu Dresden kentine ışınlanır. O gün bombalarla yerle bir edilen şehirden kurtulmayı başaran birkaç kişiden biridir ve ansızın o izbe yerde bulur kendini. Bazen karısıyla yaşadığı mutlu günlerine döner. Onun parçalanmış hayatı biz okuyucularına bir şeyler anlatmaya çalışıyor ama ne?
Her iki şehrin halkının da içleri kötüydü, herkesin malumu olduğu üzere. Dünya onlarsız daha iyi bir yerdi. Lut'un karısına, tabii bütün o insanların ve evlerinin bulunduğu yer kastedilerek geriye bakmaması söylendi. Ama kadın tuttu, geriye baktı, onu bu yüzden seviyorum, çünkü çok insanca.
Derken kadın tuz sütununa dönüştürüldü. Oluyor işte. (sf 31)
Kendisini kaçıran uzaylılardan bahsettiği yerler ilgimi çekmişti. Yeşil bir görünümde ve altmış santim boyunda olan bu yaratıklar, sadece üç boyutu görebildikleri için dünyalılara acıyordur çünkü onlar dört boyutlu görebiliyorlardır.
Tralfamadore'da öğrendiğim en önemli şey şu, biri öldüğü zaman sadece ölmüş görünüyor. Yoksa geçmişte hâlâ capcanlı, o sebeple insanların cenazesinde ağlaması çok aptalca. Geçmiş, bugün, gelecek, bütün anlar hep var oldular ve hep var olacaklar. Onlar tüm farklı anlara bizim mesela sıra sıra Rocky Dağları'na baktığımız gibi bakabiliyorlar. Bütün anların kalıcı olduğunu görebiliyorlar, ilgilerini çeken herhangi bir ânâ bakabiliyorlar. Bir ânın diğer ânı ipe geçirilmiş boncuklar gibi takip ettiği ve bir ânın geçince ilelebet geçip gittiği fikri bizim Dünya'da sahip olduğumuz bir yanılsama. (sf 35)
Billy Pilgrim aslında çok yalnız biri. Onun hep üzgün ve kederli oluşu canlanıyor zihnimde. Biraz önce altını çizdiğim satırlara göz atınca bu duyguyu daha yakından hissettim. Sanki ipleri kendi elinde değilmiş de birinin onu yönlendirmesiyle hareket ediyormuş gibi. Kendi söz hakkı yokmuş gibi, rüzgarda savrulan bir yaprak misali bir orada bir burada yaşamaya çalışmasıydı sanırım bana bunu düşündüren.
Ne hoş hiçbir şey hissetmemek ama yine de canlı muamelesi görmek. (sf 107)
Keşke bunu sevebilseydim de diğer yazdıklarını da okuma şevkini bulabilseydim. Başka yerde ve başka zamanda artık..
Uzaylıların dediği gibi, "oluyor işte."
Bir muhafız kapıyı çaldı. Kapı içeriden sertçe açıldı. Işık kapıdan dışarı fırladı, saniyede 300.000 kilometre hızla hapisten kaçtı. ( sf 95) 🤭
Biraz havamız değişsin. İlk başta kısa bir yazı olacak diyordum ama şimdi bakıyorum da hiç öyle gelişmedi. Anlatacağım çok şey varmış demek ki. Geçen gün tanıtmaya çalıştığım Tübitak'tan çıkan çocuk kitaplarını da bu ay okuduğum için buraya bırakmak istiyorum. Havada Süzülen Baloncuklar ve Olay Yeri İnceleme Uzmanı Ol güzel kitaplardı. Merak ediyorsanız kısaca bahsetmiştim, linkini bırakayım.
Noel ve yılbaşı haftasında bu kitapları mutlaka okuduğumu söylemiş olmalıyım. Charles Dickens hayranı olarak Bir Noel Şarkısı'nın farklı yayınevlerinden çıkan basımlarını okuduğumu anlatmıştım. Ardından da hikâyenin uyarlandığı filmleri izlemiştim. Kısaca bahsettiğim bu içeriğin linkini de buraya bırakayım. Belki kaçıran arkadaşlarımız olmuştur. Tavsiye ederim kesinlikle.
Agatha Christie'nin Noel'de Cinayet'i de tam gününe ve haftasına denk getirdiğim bir okumaydı. Burada da bahsetmiştim.
Her ne kadar cinayet ve ölüm içerikli olsa da keyifle okuduğumu söyleyebilirim. Zaten Agatha sever biriyseniz bakmadan geçmeniz imkansız bu kitaba. 🙆♀️
Son olarak Yürüyen Şato serisini de eklemek istiyorum. İlk kitabını şurada anlatmıştım. Diana Wynne Jones imzalı bu genç yetişkin serisini beğeniyle okudum ama en çok Yürüyen Şato'yu beğendiğimi itiraf ediyorum. Sophie, Howl ve ateş cini Calcifer arasındaki kavgayla başlayan dostluk öyle etkileyiciydi ki. Sonrasında izlediğim, Hayao Miyazaki'nin 2004 yapımı, Oscar'a aday olan ve aynı ismi taşıyan animesi bile yaklaşamamıştı yanına.
Genç kızlara ve kendini genç hisseden herkese önerebilirim.🥳
Serinin devamı olan Uçan Şato ve Sihirli Ev de fena sayılmazdı. Her bir cilt müstakil hikâyelerden oluşuyordu ama çok ince bir şekilde iniltiliydi diyebiliriz yine de. Bunu söylemeyeceğim spoiler olmasın diye ama okumanızı isterim.
Burada kısaca bahsettim. 😶🌫️
Hava karardı, ben bilmem kaç yüz defa dinlediğim şarkıyla karanlığın ortasında ekranın ışığıyla başbaşayım. Yeni keşfettiğim şarkının canını çıkarırcasına dinlemeden bırakamam asla. Oluyor işte..
Dün akşam paylaşma gücü bulamadım kendimde, o yüzden bir sonraki güne kaldı.
Buraya kadar okuyan arkadaşlarıma teşekkür ederim. 💐
Siz aralık ayında neler okudunuz, neler tavsiye edersiniz peki?