Herkese merhaba. 🙋♀️
Bugün serüvenimin üçüncü gününde olsam da takvimler yediyi gösteriyor. Zaman farklı akıyor ve etkisi de genellikle bambaşka oluyor. Sevdiğimiz bir mekânda saniyeler depar atarken ruhumuzun değil de sadece bedenimizin bulunduğu bir ortamda yelkovan bir yerlerde asılı kalıyor sanki.
Etkinliğin olduğu zamanları seviyorum, aynı konularda yazan arkadaşlarımdan bir şeyler okumak hoşuma gidiyor. Farklılıklar ve benzerlikler daha belirgin hâle geliyor ve böylece birbirimizi daha yakından tanımış oluyoruz.
Yazmaya ve okumaya teşvik eden tarafları da var. Son yaptığımız serüvene devam edememiştim ama aklımda kalan konular olmuştu. Bugün onun üzerine konuşmak istiyorum. ve
'e tekrar teşekkür ederim. 🌸
Emekli olduktan sonra köye yerleşmek gibi bir hayaliniz var mı?
Aslında böyle bir hayalim yoktu. Hatta küçükken köye yapılan ziyaretlerden pek hoşlanmazdım. Börtü-böcek, çamur ve rahat olmayan koşullarda yaşamak zor gelirdi kısa süreliğine de olsa. Orada günlerce kalabilmenin sırrı, rahat insan olmaktır bence. Mesela küçük bir fare gördüğünde çığlık atmak yerine, 'ondan doğal ne olabilir ki?' demek gerekiyor veya herhangi bir böceğe denk geldiğinde. Bunlar bana uzaktı. Biraz da rahatına düşkün bir yapım olduğu için zora gelemeyen bir tip olarak hayalini kurmazdım böyle şeylerin.
Fakat geçtiğimiz pandemi ile birlikte böyle alternatif bir hayatın ihtiyaç olduğuna kanaat getirdim. Çok uzak olmayan bir toprakta, başını sokacak kadar bir yer nefes aldırırdı insana. 'Evde Kal' kampanyalarıyla iyice bunalmış insanlara özellikle. Birkaç yıldır kamp, karavan ve tiny house videoları izlediğim için küçük ev fikrine sıcak bakıyorum. Özellikle yurt dışında tasarlanıp yapılan bu evler, işlevsel yapısı sayesinde her türlü konfor alanına sahip. Beyaz eşyalar ve yaşam alanları çok iyi konumlandırılmış oluyor. Bizdeki yerli üretimlerde, hâlâ küçük alanların yeterince değerlendirilmediğini düşünüyorum.
Fakat bu evler için en önemli mesele güvenlik. Düşünsenize, evinize birkaç saatlik uzaklıktaki bir arsaya böyle bir yapıyı bırakıyorsunuz. Bir hafta sonra oraya gittiğinizde, yerinde yeller estiğini görmek uzak bir ihtimal değil artık. Kolay taşınabilir olması nedeniyle böyle bir tehlike her zaman var. 🤷♀️
Aslında kötü insanlar için toprağa çakılı olsa da götürmek zor değil. Haberlerde izlemiştim, yurt dışında yaşayan biri memleketinden aldığı arsaya prefabrik ev yaptırmış. İçini dizayn edip eşyalarını yerleştirdikten sonra ülkesine dönmüş. Amacı tatillerde ev rahatlığında konaklamak olan bu aile bir yıl sonra döndüklerinde karşılarında hiçbir şey bulamamışlar. Evet, tüm eşyaları ve hatta komple evi parçalarını söküp götürmüşler. Yerde sadece dümdüz beton kalmış. 🙊
Küçükken okullar tatil olduğunda annemin köyüne giderdik, dedem ve anneannem hasat zamanlarında orada kalırdı. Köy çeşmesinden akan buz gibi suyun tadı başka olurdu. Kapkaranlık gecelerde yıldızları izlemeyi de severdim. Dedemle, bana göre kocaman olan dağda yürüyüş yapmayı da. Büyüyüp tekrar oraya gidince gördüm ki bana dev gibi görünen yer aslında küçük bir tepeymiş. 🤦♀️
Tavuklarımız ve civcivlerimiz vardı, onları beslemek hoşuma giderdi. Bir gün kovadaki tüm yemi boşaltmıştım, ne yapayım, küçücük avucumla serptikçe yiyorlardı ve doymadıklarını düşünmüştüm. 🫢
Aile büyüklerini kaybettikten sonra kimse gitmez olmuştu artık o eve. Sonradan öğrendik ki bazı kişiler birer birer işe yarayan şeyleri taşımışlar. O malzemeler ahır, kümes veya odunlukta kullanılmış. Ahşap direkler, kapılar, pencereler ve daha birçok şey gidince ev de kendiliğinden yıkılmış. Ne kadar 'kendiliğinden' olduğu tartışılır tabii.
Orası hâlâ öyle duruyor.
Bazı köylüler böyledir. Kendinden olana bunu yapan yabancıya karşı daha farklı davranmayacaktır.
Önüme düşen bir Youtube videosunu izlemiştim. Kentten köye göç eden genç bir çift vardı. Aldıkları arsaya konteyner ev yerleştirip güzel bir başlangıç yapmak istemişler. Maceralı gelmişti bana, arka arkaya izledim ve devamını da merak ettiğim için takipte kaldım.
Arazilerinin sınırını işgal edip yıllarca kullanan ve buna devam etmek isteyen komşularıyla sorunları oldu. Göç eden aileye ait olan ahşap kulübeyi odunluk olarak kullanan ve ısrarla boşaltmak istemeyen komşu, tacize varan davranışlar sergiliyordu.
Amaçları onları tıpkı bundan önceki arazi sahibine yaptıkları gibi kaçırtmaktı. Jandarma vs her türlü resmi yola başvuran aile, nefes almak için gittikleri köyde stresin her türlüsünü yaşıyordu resmen.
Son videoda, odunlarını taşıdıktan sonra kulübeyi sökerek kendi avlularına koyan ve ev boyundaki kaktüslerin yanı sıra, kaç yıllık zeytin ağaçlarını da baltayla kesen komşularının yaptığı zulmü görünce dayanamadım artık. Bir daha bakmayacağıma söz verdim çünkü oturduğum yerden sinir oluyordum. Birkaç hafta sonra merakıma yenik düştüm ve ne durumda olduklarına bakınca, arsayı ucuza satıp gittiklerini gördüm.
Kötüler bir kez daha kazanmıştı anlayacağınız. İyiler yine kaybetti, yan komşusu olan deccal kılıklılar hayalini yaşamalarına izin vermediler. 🙎♀️
Bu konu hakkında birçok örnek var hatıramda ama uzatıp sıkmak istemem kimseyi. Aslında düşündükçe ve anlattıkça içimdeki sinir artıyor, Şükrü Erbaş'a ve o malum şiirine hak vermeye başlıyorum.
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar
Aptal, kaba ve kurnazdırlar
İnanarak ve kolayca yalan söylerler
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır
Her şeyi hafife alır ve herkese söverler
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünemezler
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar
Şükrü Erbaş
Neyse güzel şeylere odaklanalım. Her yerin iyisi olduğu gibi kötüsü de var. Köyde birbirinden güzel komşularımız da mevcuttu. Yardımsever, iyi kalpli ve insancıl olan.
Kötü örnekler bizi hayallerimizden uzaklaştırmamalı. Onları kendi kötülüklerinde bırakıp iyilerin sayısını artırmak ve hayatı güzelleştirmek mümkün. İyiler mutlaka kazanır, buna inanıyorum. ✨🙏
Ege tarafını seviyorum ve sorudaki gibi bir yere yerleşmek istesem orayı tercih ederdim.
Çocukluğum Muğla'da geçtiği ve orada doğduğum için daha sıcak geliyor. Yerlisi sayılırım değil mi? Merkezden uzak ve çok meşhur olmayan tarafları yaşanılabilir hâlâ. Aslında Sinop-Samsun-Ordu tarafının denize yakın yerleri de hoşuma gitmişti. Daha sessiz ve sakindi.
Böyle mekânlarda yaşayanların ömrü daha bereketli ve sakin geçiyor diye umut etmek istiyorum. İstediği zaman denizin kollarına kendini atabilmeli insan. Buna saatlerce yol gidip trafikte boğuşmadan, sadece birkaç dakikalık yürümeyle ulaşabilmeli. Bahçesine diktiği ağaçların gün geçtikçe büyümesine şahit olmalı. Dalından kopardığı bir meyveyi sevdiklerine ikram etmiş olmanın hazzını duymalı. Gelişigüzel serptiği tohumlardan çıkan minik yapraklara sevinmeli ve kendi emeğinin ürünüyle yapılan yemeklerin lezzetine varmalı.
Yağmur suyunu depolayan bir sistem mutlaka olmalı ve bahçeyi onunla sulamalı. Güneş enerjisinden faydalanmalı hatta yanında küçük bir rüzgar türbini de fena olmazdı.
Evin iyi bir ısınma sistemi olmalı ve döküm soba veya şömine ateşinde hayallere dalmalı. 🙆♀️
Uzun kış gecelerinde kitap okurken, film izlerken çay ve kahvenin tadı da daha güzeldir eminim. ☕🍪
Birlikte aynı dili konuşabildiğin biri olduktan sonra yanında, yukarıda saydıklarım kıymetli olur ancak.. 💜
Umarım herkesin hayali gerçek olur, okuduğunuz için teşekkür ederim. 🪻🌌