Herkese selamlar. 🙋♀️
Nasılsınız, iyi misiniz, umarım iyisinizdir. Benim ruh halim yine dalgalı denizler gibi. İkizler burcu olanlarımız varsa beni iyi anlayacaktır. Bir anda mutluluktan havalara uçarken kısa bir süre sonra ağlamaklı bir atmosferin içinde buluyorsunuz kendinizi. En azından ben öyleyim.
Sessizlik ve yalnızlık fikri hoşuma gitse de bu günlerde daha çok yazmak istiyorum. Aklımda birkaç gündür 'nin şu yarışması var. Kafamda konular dönüp duruyor. Zihnimde yazıyorum ve kiminin sonunu getiremezken bazısının da konusunu beğenmiyorum. İçeriği ve mekanı hoşuma gidenleri ise 'acaba içindeki karakterler ne der, buna kızarlar mı' diye düşünüp vazgeçiyorum. Ah şu 'ne derler tanrısı', yine iş başında. Ama buna galip gelebilirim umarım. Siz de katılsanıza. 🙆♀️
Ekim ayını zihnimde hep karanlık temayla kodlamışım. Cadılar Bayramı temalı figürler gördüğüm, duyduğum ve okuduğum için sanırım. Cadılık, büyücülük ve sihir işleri tam benlik meseleler. Harry Potter ve türevleri her zaman ilgi alanım olmuştur.
Eski zamanlarda kadınları cadı diye suçlayarak onlara zarar vermeleri, şifacılara yönelik akıl almaz uygulamalar insanlık suçu. Ne kötü dönemler varmış. Düşünsenize hasta birine içirdiğiniz birkaç ot, mesela kekikli limonlu veya ıhlamurlu çay sizin cadı diye damgalanmanıza sebep oluyor. Sevdiğiniz birinin başını okşayıp iyileşmesi için temennilerde bulunarak dua etmeniz de öyle.
Yıllar önce bir film izlemiştim, ismi ne yazık ki aklımda değil. İnternetten arayıp bulmaya da üşendim şu an. Neyse işte orada küçük bir kız ve ondan birkaç yaş büyük ağabeyi nasıl olduğunu hatırlayamadığım şekilde zaman yolculuğu yapıyorlardı. Aile albümlerinde ismi yer alan ve küçükken öldüğü not edilen büyük büyük akrabasının olduğu evde buluyorlardı kendilerini. Olayın şokunu atlatmaya fırsatları olmadan acı içinde kıvranan, kendileriyle yaşıt genci görünce çok üzülürler. Hastadır ve tedavisi yoktur. Tabi asırlar sonra miniminnacık haplar her evde olacaktır ama o anda bunu hiç kimse bilemezdi.
O sırada çantalarındaki ilacı küçük çocuğa verirler ve geri kalan kutuyu da bırakırlar. Sabah akşam birer tane içirilmesini salık vererek uzaklaşırlar. Birkaç gün geçtikten sonra iyileşip iyileşmediğini merak ederek tekrar o döneme yollanır iki kardeş. Tabi ki dinç ve sağlıklı bir şekilde karşılarındadır o. Ailesi minnettardır ve kasabadaki diğer insanlar bu işe çok şaşırmıştır. Bıraktıkları haplara bakarak o iki kardeşi sihir ve büyü yapmakla ve cadılıkla itham eden insanlar meydanda yaktıkları devasa ateşe atmak ister. Canlarını zor kurtarıp kendi dönemlerine geldiklerindeyse, albümde daha önce öldü denilen akrabalarının soyunun devam ettiğini görürler. Geçmişe müdahale etmişlerdir ve acaba gelecekleri değişmiş midir? Bu kısmını hatırlayamadım. Ben ne anlatıyorum yaa. :))
Neyse benim asıl anlatmak istediğim; dün izlediğim, orijinal ismi The Craft: Legacy olan ve dilimize Büyücüler Kulübü: Miras olarak çevrilen filmdi.
Bir lisede üç kız arkadaş cadılar meclisi kurup büyü yaparlar. Fakat güçleri şu an çok zayıftır. Çünkü her biri bir yönü ve elementi temsil ederken Batı ve Su eksiktir. Karşılarına çıkan herkesi acaba o mudur diye sınarlar ama şu ana dek şanslı kişiyle karşılaşmamışlardır. Ta ki kadraja giren Lily'e dek. Lily annesinin evlenmek üzere olduğu adam ve üç oğluyla tanışmak için bilmediği bu kasabaya gelir. Evdeki karşılaşma, Münir Özkul ve Adile Naşit'in o kült filmini anımsattı bana.
Kız yalnız ve arkadaşı olmayan biridir. Okulun ilk günü zorbalıkla geçer ama üç büyücü kız ona destek olur. Birbirleriyle yakınlaşırlar, kan çekmiştir. :)
Sonraki gün kendisine bulaşan birini istemsizce itince, çocuk adeta havada uçarak duvara toslar. İçinden bilmediği bir güç açığa çıkmıştır. Bunu kimse fark etmez, o üç büyücü dışında. O andan sonra radarlarına girer Lily. Dersten sonra cezaya kaldığında ona telepatik olarak mesaj yollarlar. Kız, gaipten gelen bu seslere cevap verdiğindeyse okeye dördüncüyü bulduklarına emin olurlar. Yani Su'yu.
Farklılığın senin gücündür.
Lily de bu durumu kabul eder. Hava, toprak, ateş ve su birleşince güçlenirler. Nesneleri hareket ettirebilir, kendi elementlerine hakim olabilir ve hatta zamanı bile durdurabilirler. Fakat annesinin evleneceği adamda tuhaf bir şeyler vardır.
Film hoşuma gitti. Sıkılmadan, keyifle izledim. Netflix'teki 2020 yapımı olan bu filmin aslında 1996'da çekilen The Craft'ın devamı olduğunu öğrenince internetten bulup seyrettim tabi ki. Oradaki konular da benzerlik taşıyordu. Esas kız olan Sarah ve Nancy ön planda olsa da diğer iki büyücü kız ile dört kişilik bir ekip kurar ve değişik şeyler yaparlar.
İlk filmde daha karanlık bir atmosferin olduğunu söyleyebilirim. Daha korkutucu geldi bana. Çığlık serisinden tanıdığımız Sidney ve Billy ile karşılaşmak nostaljikti. Sarah da karşıma yıllar sonra The Mentalist dizisiyle çıkmıştı. Sanki geçmişe doğru bir yolculuk gibiydi benim için.
Böyle minik takıntılarımın olduğunu söyleyebilirim. Tanıdık gelen bir yüz, 'acaba daha önce hangi film veya dizide karşıma çıkmıştı? Bu ses daha önce hangi oyuncunun dublajını yapmıştı?' vs vs bu ve buna benzer şeyleri düşünüyorum istemsizce. Annemde de var bu, sanırım ondan geçmiş. Bazen herhangi bir saatte arayıp "Şu oyuncu daha önce nerede oynuyordu, çabuk söyle sen bilirsin." dediği telefon konuşmalarımız yok değil. :))
Filmlerden sonra, yeni okumaya başladığım Çaylak Cadı'yı da hemen bitirip buraya iliştirmek istedim. Arka iç kapağında yazdığına göre Emma Steinkellner; illüstratör, yazar ve karikatüristmiş. Elimdeki kitap da ilk çizgi romanıymış ve 2019 'En İyi Çizgi Roman' ödülünü almış.
272 sayfadan oluşan, renkli ve tatlı çizimleriyle süslü bu eser ilgi çekiciydi. Bu tarz konulara ilgi duyan bir genç-yetişkin keyifle okuyacaktır. Arka kapaktaki şu bilgiler hayli davetkar değil mi sizce de?
On üç yaşındaki Moth Hush, cadılıkla alakalı her şeye bayılırdı. Fakat cadıların sadece filmlerde, kitaplarda ya da ürkütücü hikâyelerde yaşamadığını öğrenmek üzereydi. Meğer Kurucunun Kayalığı şehri, asırlar önce cadı avlarına sahne olmuştu. Ne şaşırtıcı ki ailesi de bu olayların içindeydi. Okulundaki birkaç zorba, Cadılar Bayramı'nda onunla uğraşırken çok tuhaf bir şey oluverdi. Moth'un güçleri kendini göstermeye başladı. Konuşan kediler, büyülü günlükler ve gizli bir cadı alemi onu bekliyordu. Hush cadılarının yüzyıllardır saklanan sırları gün yüzüne çıkmak üzereydi.
Konusu kısaca şöyle: 1676 yılında kurulan Kurucunun Kayalığı bölgesinde annesi Calendula ile birlikte yaşayan Moth Hush, cadılara ve büyülere meraklı bir kızdır. Annesiyle birlikte İkinci El Hazineleri isimli bir dükkanı işletirler.
Geçmişine dair hiçbir şey bilmeyerek büyüyen Moth, on üç yaşına bastığında şaşırtıcı bir gelişme olur. Okulda kendisiyle alay eden erkeklere sinirlendiğinde, bir anlık kızgınlıkla büyü yapar. Başından geçenleri annesiyle paylaştığında kendisinden saklanan sırrı öğrenmiş olur. O bir cadıdır. 🙆♀️
1600'lü yıllarda büyükannesi ve diğer cadılar, diyar diyar gezmiş; bulundukları yerlerde kötülüklere maruz kalmış ve kovulmuştur. En son Kurucunun Kayalığı'na geldiklerinde rahat edeceklerini sanmışlar fakat buradaki yargıç Nathaniel Kramer da onları bu topraklarda barındırmak istemez. Liderleri olan Sarah Hush'a Ateş Gözlü Cadı diyen ve onlara zarar vermek isteyen halk ile Kramer ailesinin zulmünden kaçmak isteyen zavallılar gidecek hiçbir yer bulamaz.
En sonunda kendi güçlerini birleştirip Ay Tanrıçası Hekate'den kendilerine yeni bir dünya yaratmasını ister. Hekate ismini verdikleri bu yer adeta cennet gibidir fakat Calendula orada kalmak değil gerçek dünyada yaşamak ister.
Maceralı kısımları Moth annesinin günlüğünden okur. Daha doğrusu sihirli günlük sayesinde Hekate'ye gider ve annesinin başından geçenlere bizzat şahit olur.
Bu kristal kayalıklar, havada süzülen köprüler, gümüş ve altından ağaçlar... Bunlar kalbi boş bir kız için hiçbir şey ifade etmiyor. (Günlükten- sf 58)
Cadılar Bayramı'nda büyükannesi Sarah ile buluşan Moth ona etrafı gezdirir. Sarah; 1692'de terk ettikleri şehrin, arkasında bıraktığı insanlar dünyasının daha iyiye gidebileceğine inanmıyordur. Tam iki asır sonra insanların cadılara yönelik fikirleri değişmiş miydi yoksa tehlike devam mı ediyordu. Bu maceraya ortak olmak istiyorsanız Çaylak Cadı'ya bir göz atmanızda fayda var.
-Ne yani, onlar için birçok harika şey yaptınız ve onlar yine de size pislik gibi mi davrandılar? Bu hiç adil değil.
-Pislik tipler hiçbir zaman adaletli olmazlar çocuğum. 17. yüzyılı da gördüm 21. yüzyılı da. Ve çok iyi bildiğim tek bir şey var: Eğer onlar gibi biri değilsen insanlar sana berbat davranırlar. (sf 31)
Bu arada siz de fark ettiniz mi, 13. yaş günü sanki böyle meseleler için bir eşik gibi. Yukarıdaki iki filmde de kitapta da cadılık ve büyücülük güçleri ne tesadüftür ki hep on üç yaşında aktif oluyor. Bunda bir gizem var.
Farah Yurdözü de dünya dışı temas veya gizli güçlerin görülmeye başlandığı yaşın 13-14 olduğunu birçok defa dile getirir. Çok ilginç bir durum.
Buraya kadar okuyan arkadaşlarıma teşekkür ederim. 💐
Yazarken dinlediğim müziği de buraya bırakayım. :) Peki siz en son ne izlediniz/okudunuz?