For many people, the images of graves can be frightening, but the places we visit most often are actually cemeteries. Thinking that we are visiting our relatives who lost their lives, we stop by their graves, cry or talk. Beyond that, we attribute various meanings to graves and cemeteries.
Birçok insan için mezar görüntüleri ürkütücü olabiliyor fakat en sık ziyaret ettiğimiz yerler de aslında mezarlıklar. Hayatını kaybeden yakınlarımızı ziyaret ettiğimizi düşünerek onların mezarlarına uğruyor, ağlıyor veya konuşuyoruz. Bunun ötesinde mezara ve mezarlıklara çeşitli anlamlar da yüklüyoruz.
The tradition of burial was very rich in Anatolia until fifty or sixty years ago. Every city, every town, every village, in short, every region had its own burial and burial tradition. The common purpose in each region was to send the dead off in the best way and to make them lie in the grave in the most comfortable way, but they were all different from each other in terms of rituals.
Anadolu'da elli veya altmış yıl öncesine kadar mezar geleneği çok zengindi. Her şehrin, her kasabanın, her köyün, kısacası her bölgenin kendine has bir cenaze ve mezar geleneği vardı. Her bölgedeki ortak amaç ölüyü en güzel şekilde uğurlamak ve en rahat şekilde mezarında yatmasını sağlamaktı fakat ritüeller bakımından hepsi birbirinden ayrılıyordu.
For example, in some parts of the Aegean region, a veil is tied to the head of the graves, and it is eaten and drunk in cemeteries on feast days. Even the dead are given some treats. Much more than this, the graves are made as wide as the house and his favorite things are placed next to the dead. These items can sometimes be an outfit, sometimes a piece of jewelry, and sometimes even a kitchen utensil. Behind these traditions, there are some elements from the old Turkish culture and belief. Since it is thought that life continues after death, these items are placed next to them, and when they are visited from time to time, food and drink are offered for this reason. That is, even if the person dies, the soul continues to live.
Örneğin Ege bölgesinin kimi yerlerinde mezarların başına örtü bağlanıyor, bayram günlerinde mezarlıklarda yenilip içiliyor. Hatta ölüye de bir miktar ikramda bulunuluyor. Bunun çok daha ötesinde mezarlar ev genişliğinde yapılarak ölünün yanına en sevdiği eşyaları koyuluyor. Bu eşyalar kimi zaman bir kıyafet, kimi zaman bir takı, kimi zaman ise bir mutfak malzemesi bile olabiliyor. Bu geleneklerin arkasında eski Türk kültüründen ve inancından gelen kimi unsurlar da var. Ölümden sonra hayatın devam ettiği düşünüldüğü için bu eşyalar yanına konuluyor ve arada ziyaret edildiklerinde de yiyecek ve içecek ikramı yine bu sebeple yapılıyor. Yani kişi ölse de ruhu yaşamaya devam ediyor.
The photos I shared in this post are from a village in the city of Tokat in the Central Anatolian region. It is much more common to process and shape tombstones in Central Anatolia. Here too, similar to the Aegean, the person's belongings are buried with the belief that even if he dies, his soul lives on, but the head of the tombstones is not covered with a cover. By engraving the tombstone, various clues are placed, such as the belief of the deceased, what he did while he was alive, or his worldview. On some tombstones, beautiful shapes are engraved regardless of the person. For example, it can be concluded that the deceased loved flowers very much from a gravestone with flower embroidery, or it can be concluded that it was just an occasional embroidery. There are such tombstones that they can reveal the mission of the deceased in life. For example, a clergyman or a headman, etc. The tombstones of the rulers are made to be obvious.
Bu postta paylaştığım fotoğraflar ise İç Anadolu bölgesine bağlı Tokat şehrinin bir köyünden. İç Anadolu'da da mezar taşlarını işlemek ve şekil vermek çok daha yaygın. Burada da Ege'ye benzer bir şekilde kişinin ölse de ruhunun yaşadığı inancıyla eşyaları yanına gömülüyor fakat mezar taşlarının başına örtü takılmıyor. Mezar taşı işlenerek ölen kişinin inancı, hayattayken ne iş yaptığı veya dünya görüşü gibi çeşitli ipuçları yerleştiriliyor. Bazı mezar taşlarında ise kişiden bağımsız olarak güzel şekiller işleniyor. Mesela çiçek işlemesi yapılmış bir mezar taşından ölen kişinin çiçekleri çok sevdiği sonucu çıkarılabileceği gibi sadece öylesine bir işleme yapıldığı kanaatine de varılabilir. Öyle mezar taşları var ki, ölen kişinin hayattaki misyonunu da ortaya koyabiliyor. Mesela din adamı ya da muhtar vb. yöneticilerin mezar taşları belli olacak şekilde yapılıyor.
When people visit their deceased relatives, they bend down and kiss the gravestones, water the flowers, if any, and after chatting for a while, they say goodbye and leave. In short, tombs and cemeteries in Anatolia reveal a rich ritualistic image.
Buradaki insanlar ölen yakınlarını ziyaret ettiklerinde eğilip mezar taşlarını öpüyor, varsa üzerindeki çiçekleri suluyor, bir süre sohbet ettikten sonra da vedalaşıp ayrılıyorlar. Kısacası Anadolu'daki mezarlar ve mezarlıklar ritüelik olarak zengin bir görüntü ortaya koyuyor.
Nowadays, since the majority of the population lives in metropolitan cities, they are buried in metropolitan cemeteries and lie between standard tombstones made of marble and a small concrete block. The biggest difference is the embossed writing on the marble, even on them it is usually "May God have mercy on you." There are no details other than the text. Therefore, it is not possible to come across such rich cultural details in metropolitan cities. That's why you should visit Anatolia whenever you find time.
Şimdilerde ise toplumun büyük çoğunluğu büyükşehirlerde yaşadığı için büyükşehir mezarlıklarına gömülüyorlar ve mermerden yapılmış standart mezar taşları ve küçük bir beton blok arasında yatıyorlar. En büyük farklılık mermerin üzerindeki kabartma yazı oluyor, hatta onlarda bile genellikle "Allah rahmet eylesin." yazısı dışında bir ayrıntı olmuyor. Dolayısıyla büyükşehirlerde böyle zengin kültürel detaylara rastlamak mümkün değil. Bu yüzden vakit buldukça Anadolu'yu gezmek lazım.