Greetings,
During my travels, I've been fascinated by the stories whispered to us by the stones among the many historical ruins I've visited. Of course, there are secrets hidden beneath these stories that we may not be aware of. But when we look at our past history, it's not just wars, rulers, or states; it's more a spirit carried by the winds of the steppes. That spirit is dynamic, freedom-loving, unconventional, and finds its way again in the face of obstacles. In my opinion, this is precisely the most distinctive feature of Turkish history: the power to be reborn from where it fell...
Selamlar,
Gezilerin sırasında gidip, gördüğüm birçok tarihi kalıntıların arasında taşların bize fısıldamaya çalıştığı hikayelere hayran kalıyorum. Bu hikayelerin altında yatan ve bizim bilemediğimiz sır dolu perdeler de var elbet. Ama geçmiş tarihimize baktığımızda sadece savaşlar, hükümdarlar ya da devletler olmuyor, daha çok bozkırlarda esen rüzgarın taşıdığı bir ruh geliyor. O ruh; hareketli, özgürlüğe düşkün, yerleşik kalıplara sığmayan ve engeller karşısında yeniden kendine bir yol bulan ruh oluyor. Bana kalırsa Türk tarihinin en belirgin özelliği de tam olarak bu oluyor. Düştüğü yerden yeniden doğabilme gücü...
The fact that different civilizations lived in different regions along the Mediterranean coast at different times has given rise to diverse cultures. Wherever one goes, I feel that a part of it is always preserved in the language, traditions, and epics. Therefore, in my opinion, Turkish history is not just a period of time that has passed; it is a history that has left its mark on our language, our behaviors, and even our ways of life today.
Akdeniz'in kıyı kesiminde farklı zamanlarda farklı medeniyetlerin farklı bölgelerde yaşamış olması, bizim karşımıza farklı kültürleri de ortaya çıkarmış. Nereye gidilirse gidilsin, dilde, gelenekte, destanlarda bir parçanın hep korunduğunu hissediyorum. Bu yüzden Türk tarihi, bana göre yalnızca geçmişte kalmış bir zaman dilimi değil; bugün dilimize, davranışlarımıza ve hatta yaşayışlarımız da bile bir iz bırakan tarih olduğunu görüyorum.
In the shadow of wars, migrations, and great powers, there are often people whose names are not mentioned. Think about it. Families establishing settlements, mothers naming their children, young men who never returned from distant expeditions... When we look at our history, we mostly remember the great commanders. However, I believe we should also remember these silent heroes in the back pages of history. Because what sustains history is not only swords; it is also the fire lit in the settlements, a shared sesame bread, and promises kept.
Savaşların, göçlerin ve büyük devletlerin gölgesinde çoğu zaman adı anılmayan insanlar var. Düşünün. Bir oba kuran aileler, çocuğuna ad veren anneler, uzak seferlerden dönmeyen gençler... Tarihimize baktığımızda çoğunlukla büyük komutanlar anılıyor. Oysa tarihin arka sayfalarında bu sessiz kahramanları da hatırlamak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü tarihi ayakta tutan şey, yalnızca kılıçların değil; aynı zamanda obalarda yakılan ateş, paylaşılan bir susam ekmek ve verilen sözler de çok önemlidir.
Many books contain numerous writings about Turkish history. The question, "Who are we?" is constantly asked. These people, who sought new homelands on horseback, settled when necessary and set out on the road again when needed, have left us a great legacy. Even today, there are examples of this natural rhythm of Turkish history. I see a society migrating and settling from villages to cities and back again.
Çoğu kitaplarda Türk tarihi ile ilgili birçok yazılar yazılıyor. Biz kimiz? sorusu sürekli sorulur. At üzerinde yeni yurtlar arayan, gerektiğinde yerleşen ve gerektiğinde yola çıkan bu insanlar bize bir çok miras bırakmış. Türk tarihinin bu doğal bir ritminin günümüzde bile örnekleri var. Köyden şehre, şehirden tekrar köye göç eden ve yerleşen bir toplum görüyorum.
Many wars have been fought in the past, and different territories have been conquered. But I'm more interested in the words spoken, the stories told, and the music played during those times than in the wars themselves. It is these things that beautify Turkish history. Therefore, to understand history, it's not enough to simply look at the chronological order of wars and treaties. It's necessary to notice the unseen aspects of the culture of that period.
Geçmişte bir çok savaşlar yapılarak farklı coğrafyalar fethedilmiş. Ama ben savaşlardan ziyade o zamanlarda söylenen sözlerle, yaşanmış hikayelerle, çalınan sazlarla ilgilenmek istiyorum. Türk tarihini güzelleştiren de bunlar oluyor. O yüzden tarihi anlayabilmek için sadece kronolojik olarak yapılan savaşlara ve yapılan antlaşmalara bakmamak gerekiyor. O dönemdeki kültürün görünmeyen damarlarını fark etmek gerekiyor.
In conclusion, I don't see history as a lesson to be memorized. Perhaps it's more like a silent warning to avoid repeating the same mistakes... While wandering among the remnants of history, you don't feel alone. Because I've noticed something. Many of the emotions we experience today were experienced by other people in different civilizations centuries ago. They're all there.
Sonuç olarak tarihi ezberlenmesi gereken bir ders olarak görmüyorum. Belki de bize aynı hataları tekrarlamama konusunda yapılan sessiz bir uyarı gibi...Tarih kalıntıları arasında gezerken, kendini yalnız hissetmiyorsun. Çünkü fark ettiğim bir şey var. Bugün yaşadığımız duyguların çoğunu farklı medeniyetlerde başka insanlar yüzyıllar önce de yaşamış. Hepsi orada.
In short, history is humanity's attempt to write and tell its own story.
Kısaca söylemek gerekirse; tarih, insanın kendi hikayesini yazmaya ve anlatmaya çalışma çabasıdır.