Looking back at myself, I realize I've begun to more consciously question what I can do for my own development. The books I read, the music I listen to, and all the artistic events I attend become more valuable to me as I get older. Trying to understand nature, learning new things, and doing what I can for stray animals brings me indescribable happiness.
Şöyle kendime baktığımda, gelişimim adına neler yapabileceğimi daha bilinçli bir şekilde sorgulamaya başladığımı fark ediyorum. Okuduğum kitaplar, dinlediğim müzikler ve sanatsal anlamda izlediğim her türlü etkinlik, yaşıö ilerledikçe benim için daha değerli hale geliyor. Doğayı anlamaya çalışmak, yeni şeyler öğrenmek ve sokak hayvanları için elimden geleni yapmak ise bana tarifsiz bir mutluluk hissettiriyor.
Throughout my life's journey, the books I've read have been my quietest yet deepest guides. For example, The Kurdish Madonna wasn't just a love story; it portrayed the loneliness and perhaps unspoken emotions hidden within a person's inner world. Its author, Sabahattin Ali, although he didn't receive the recognition he deserved during his lifetime, is arguably one of the most powerful writers in Turkish literature today. Another book that left a profound impact on me was The Alchemist. Written by Paulo Coelho, this work was an extraordinary novel that gave us the courage to find our own personal reasoning. That's why Coelho's works have reached millions worldwide and won numerous awards. This demonstrates the universal scope of his writing.
Bu hayat yolculuğunda okuduğum kitaplar benim en sessiz ama en derin rehberim oldu. Örneğin Kürt Mantolu Madonna, sadece bir aşk hikayesi değil; insanın iç dünyasında sakladığı yalnızlıkların ve belkide anlatamadığı duygularının yansıtıldığı bir hikayeyi canlandırıyordu. Yazarı Sabahattin Ali, her ne kadar yaşadığı dönemde hak ettiği değeri tam olarak görmemiş olsa da bugün Türk edebiyatına baktığımızda en güçlü kalemleriden biri olduğunu söyleyebilirim. Bende derin etkiler bırakan bir diğer kitap ise Simyacı olmuştu. Paulo Coelho'nun yazdığı bu eser, insanın kendi kişisel muhakemesini bulma yolunda bizlere cesaret veren olağanüstü bir romandı. Bu yüzden de Coelho'nun eserleri dünya çapında milyonlara ulaşarak başarılı ödüllere layık görüldü. Bu da yazdıklarının ne kadar da evrensel bir boyutta olduğunun bir göstergesidir.
Between 2016 and 2017, I lived in the same house with a university friend in Istanbul for about six months. During that time, Salt Galata, located in the historic Ottoman Bank building in Karaköy, Istanbul, was one of the most popular art venues, both for its architecture and its content. One day, when I visited, I saw an artwork called "placement art," consisting of specially designed three-dimensional sculptures and ready-made objects. When I entered a dark room, the atmosphere created solely with light and sound surprised me greatly. I was curious about what it was. Some of the people around me were lost in thought, while others were whispering amongst themselves, trying to make sense of what they were seeing. That day, I realized how valuable art is. It's a powerful tool that can perhaps make us ask the right questions.
2016-2017 yılları arasında İstanbul'da üniversite arkadaşımla yaklaşık 6 ay aynı evde kaldık. Bu süre içerinden İstanbul Karaköy'deki tarihi Osmanlı Bankası binasında yer alan Salt Galata hem mimarisiyle hem de içeriğiyle en gözde sanatsal mekanlarından biriydi. Bir gün buraya gezmeye geldiğimde yerleşme sanatı adı altında özel olarak tasarlanmış üç boyutlu heykellerden ve hazır nesnelerden yapılan bir sanat eseri görmüştüm. Karanlık bir odaya girdiğimde sadece ışık ve sesle kurulan bir atmosfer beni çok şaşırtmıştı. O olduğunu da merak ettim. Etrafımdaki insanların kimi düşüncelere dalmış, kimileri ise gördüklerini anlamlandırmaya çalışarakm kendi aralarında fısıldaşıyorlardı. O gün sanatın ne kadar değerli olduğunun farkına varmıştım. Bize belki de doğru soruyu sordurabilen güçlü bir araç niteliğindeydi.
Looking back at most of the music I listen to, I've found myself more drawn to lively and rhythmic music. Especially when listening to musicians like Duman, who truly embody the group spirit, the perfect harmony between the guitar melody and the drum rhythm really impressed me. Each instrument seemed to be trying to tell its own story, but when they all came together, a shared emotional flow emerged. We understand how valuable these harmonies are even better when we hear speeches at nights like the Grammy Awards. Artists often emphasize that the power of teamwork, patience, and collaborative creation lies more in their success than in individual talent.
Dinlediğim çoğu müziklere baktığımda, canlı ve ritmiği bol müziklere daha çok ilgi göstermişim. Özellikle Duman gibi grup ruhunu sonuna kadar hissettiren müzisyenleri dinlerken, gitarın melodisiyle davulun ritmi arasındaki o kusursuz uyum beni gerçekten de etkiliyordu. Her enstrüman sanki kendi hikayesini ortaya koyar gibi hikayesini anlatmaya çalışıyordu. Hepsi birleştiğinde ortaya ortak bir duygu akışını çıkıyordu. Bu uyumların ne kadar değerli olduklarını Grammy Ödülleri gibi gecelerde yapılan konuşmalarda çok daha iyi anlıyoruz. Sanatçılar çoğu zaman başarılarının ardında bireysel yetenekten çok ekip ruhunun, sabrın ve birlikte üretmenin gücünü vurguluyorlar.
Looking back at everything I've described, I realize I'm beginning to understand myself better. With each book I discover another life, with each exhibition another perspective, and with each song different emotions, learning new things along the way. Perhaps, as a result of all these discoveries, I'm getting the opportunity to hear my inner voice a little more clearly.
Tüm bu anlattıklarıma bakınca kendimi daha iyi tanımaya başladığımı görüyorum. Her kitapta başka bir hayatı, her sergide başka bir bakış açısını, her şarkıda ise farklı duyguları keşfederek yeni yeni şeyler öğreniyorum. Belki de tüm bu keşiflerinin sonucunda kendi iç sesimi biraz daha net duyma fırsatını yakalıyorum.