 Sene 99. Duş almak bir insanı ne kadar mutlu edebilirse o kadar mutlu olmuşum. 3 yaşında amele yanığı nasıl olunur? İşte buyurun karşınızda.
|
Çocukluğumu görüp bilenlerin her zaman söylediği bir şey vardır.
Sen çok salak bir çocuktun. Ve çok cana yakındın. Nasıl böyle olabildin?
Seviyorlar mı sövüyorlar mı anlamazsın. Ama anlatılan anılar ve hatırladığım anılara bakacak olursak bir miktar salaklık varmış. Saflıkta diyebiliriz ama ben salak demeyi tercih ediyorum :D. Ayrıca çok yaramaz bir çocuktum. Eve sürekli bir taraflarımı sakatlayarak giderdim. Bir sürü yara izim vardır. Hepsinin tek tek anısı anlatabilirim. Şimdilik hepsi olmasa bile bir kaç anımdan bahsedeceğim size. Gülümseyerek baktığım yara izlerimi burada anlatmayı zaten hep istiyordum bir türlü fırsat olmuyordu. Koal'in bebişi
Hive account@peri cim sayesinde yazmayı hep ertelediğim bazı anıları çocukluk fotoğraflarım arasında en sevdiklerimi kullanarak yazacağım.

Daha önceki postumda bahçeli bir evde büyüdüğümü belirtmiştim. Bu bahçede yüksek ve ince duvarlar vardı. Arkadaşlarıma hava atmak için o duvardan en hızlı koşma yarışı yapardım. Bir tek ben katılırdım bu yarışa. Hem salak hem yaramaz olduğumun kanıtı budur. Annem yakalardı bazen birkaç gün dışarıya çıkmama cezası alırdım. Bu seferde evdeki eşyalara takardım kafayı. Annemin ablamın kıyafetlerini giyer öyle dolaşırdım. Annemin benden özellikle sakladığı abur cuburları arardım bütün gün ve en sonunda bulurdum. Kadıncağız en son yatak odasındaki yatağın altında takım çantasının arkasına saklamıştı. Onuda bulunca pes etti. Ben abartınca bir süre sonra sağlığım için eve abur cubur alınmamaya başlamıştı.
 Bebekler ile oynamayı severdim aslında. Bu fotoğrafta mutsuzluğumun sebebi aklımın arkadaki arabada oluşu.
|
Çevremde çok erkek vardı. Yaşıtım olan kuzenlerim de erkekti. Ve ben de onlara hayrandım. Birlikte oynamayı çok severdim. Çoğu durumda kızım diye çok dışlanmıştım. Futbol oynamayı, boncuklu tabanca kullanmayı çoğundan iyi yapardım ama cinsiyet kavramını kafama kafama sokmuşlardı. Hırslandıkça daha çok abartıyordum. Arka mahallenin erkekleri bizim sokağa savaş açmışlardı. Taş savaşı! Tüm kızlar saklanırken o sırada orada bulunan tek erkek Berk ile savaşa girmiştik. Onlar 6 kişi biz 2 kişiydik. Berk kendisi saklanmak için beni öne ittiği bir ara tam elmacık kemiğime kocaman bir taş gelmişti. Hafif kanıyordu ama felaket bir şekilde zonkluyordu. Ağlamadım. Birkaç saat sonra eve gittim. Annem aşırı korktu. Gözüm kapanacak derecede şişmişti yüzüm. Ömrümün en temiz anne dayağını yemiştim o gün :D.

Her şey iyi hoş ama keşke sigaraya erken başlamasaydım diye bir espri yapacak oldum vazgeçiyorum. 100 kişiden 80 inin ağzında sigarayla fotoğrafı vardır. Ailelerimiz zamanında bunun neresini komik bulmuş bilmiyorum ama çocuğum olursa bende yapacağım. Gelenek bu sanırım. Normalde sigara paketine yaklaşmam kesinlikle yasakmış. Pakete doğru yaklaşıp birisinin baktığını fark edince paketi gösterip 'Ennenmez.' diyerek geri gidiyormuşum. Bu fotoğrafın anısı ise kimse görmeden paketi alabilmişim. Paketin sahibi teyzemse 'Madem çok meraklısın al zaman!' diye ağzıma sigara sıkıştırıvermiş. Suratımda dokunamadığım bir şeye ulaşmış olmanın gururu ve yetişkinlerin buna kızmak yerine gülmelerinin şaşkınlığı var.

Senede birkaç kez doğum günüm kutlanırmış. Annemin pasta yaptığı her gün benim doğum günümmüş. Mum üflemeye bu kadar bayılan bir bebe olamaz. Heyecanlı gülüşe bir bakın :D. Normal pasta mumu getirildiğinde ağlarmışım böyle büyük mum görünce nedendir bilinmez büyük bir mutluluk yaşıyormuşum. Pastayı hep çok sevmişimdir. Küçükken annem beni pastacı ile evlendireceğini söylerdi. Ve düğünlere sadece pasta yemeye giderdim. Gerçekten pek zeki bir çocukluk geçirmemişim.

Alnımdaki yara bandına dikkatli bakın. Bu sefer olaylar benim yaramazlığım veya benim salaklığım değil. Ablam ve arkadaşları beni uzun yıllar oyuncakları bellemişler. Çok kandırıldım çok :D. Bir gün maymun taklidinden aşırı korktuğumu fark etmişler. Sürekli yapıyorlarmış. Korkup çığlık çığlığa kaçmam onlara ne gibi bir zevk verdi bilmiyorum ama kaçarken ayağımın kayıp katalitik sobaya kafa atmam bana ömürlük iz verdi.
Bu arada fotoğrafta annem gerçekten dizimde uyuyakalmış.
Daha anlatmadığım bisiklet ile 300 metre kaldırımda sürüklenmem, eve gerçek anlamda kapkara gitmem, alnıma diş girmesi gibi anılarımı başka bir gün anlatacağım. Umarım çocuğum bana benzemez. Benzerse çok çekeceğim var demektir.
Maalesef herkesin çocukluk anıları bu kadar tatlı, eğlenceli olamıyor. Umarım anlatacak anısı olmayanların hayatından güneş hiç eksilmez. Hoşçakalın.