Hiç bir kaygının, korkunun içimizde barınmadığı en masum krallığımızdı çocukluğumuz. Bize bıraktığı iyi kötü birçok fotoğraf gibi sayısız anılar da var. Şimdi bu küçük kızın neler yaptığından bahsedeyim.
Öncelikle güleç değil somurtkandı bu ufaklık. İstediğim veya istemediğim her şey için ağlama potansiyelim oldukça yüksekti. Annem bu duruma alışıp, ben susana kadar müdahale etmese de, babam için aynı şey söz konusu değildi. Ee bu vesileyle çok şey elde ettim tabi.
Somurtkan, herkese yüz vermeyip kendini sevdirmeyen o gıcık çocuklardan biriymişim. Benim için sevdiğim insanlarmış sadece hayatımın odağı. Ama bana sorarsanız bir Barbie bebek yada ufak metal bir araba karşılığında baya sevebilirdim insanları.
Somurtkan olabilirmişim ama isteklerim yerine getirildiğinde otuz iki diş gülmeyi de ihmal etmezmişim.
Üç yaşlarında bizimkilere yaz tatilinde nasıl işkence çektirdiğimden bahsedeyim. Malum otel esnafları bine beş yüz katıp ticaret yaparken başlamışım bana timsah alın ben timsahla yüzeceğim diye. Aldırış etmeden hayır diyerek devam etmişler yollarına. Ama ben durur muyum hiç, var sesimle basmışım ağlamayı. Hiç yorulmadan bezdirmişim ki babam o timsahı sonunda almış. Hayır gelir mi o timsahtan şimdi ? Yerde sürükleye sürükleye eritmişim plastiği, üstünde tepinirken de çekmiş beyaz bayrağı timsah. Sonra yavaş yavaş beni havuza bırakmış. Bir heyecan bir korku boğuluyorum! Koşuşturmayla beni kurtardıklarında ağlamayı bırakıp bir dakika ben çok yoruldum diyip olduğum yere başlamışım işemeye. "Siz beni hemen kurtarmadınız çok çişim gelmişti havuza işeyecek değilim ya!" diyerek insanlık dersi vermişim bir de.
Sanırım bu da havuza işedikten sonra kendimi dışarı atmaya çalışırken çekilmiş. Yüzümdeki ifade tam olarak bunu anlatıyor :)
Bunun gibi sayısız isteklerimi yerine getirmişler. Eziyet etmekten bıkmamışım. Ben sürekli somurtmuş ve isteklerime ulaşmışım. İzlediğim yol kötü olsa da isteklerimi almayı bilmişim. Bu işte artık bu kadar başarılı değilim maalesef.