Bir hikaye okumuştum bir keresinde, şöyle anlatıyordu mutluluğu:
Yunan mitolojisinde mutluluğa dair bir hikayeye göre;
Tanrılar, insanlar mutluluğu arasın ve böylece kıymetli olsun diye saklamaya karar verirler.
Biri der ki,''Göklerin en uzağına saklayalım.''
Diğeri, ''Denizin en dibine...''
Öbürü, ''Ormanın en kuytusuna saklayalım,'' der
Sonunda biri der ki, ''İçlerine saklayalım. Oraya bakmak akıllarına gelmez. '(alıntı)
Kimimiz mutsuz olduğumuzun farkına bile varmıyoruz. O kadar alışmışız ki, içimiz de mutluluğu arayacağımıza, mutsuzluğumuzu içimize hapis edip, içimizde var olan o bir damla mutluluğu mutsuzluğumuzla öldürüyoruz. Sonra şikayetler edip, yine kendimizle hesaplaşıyor ve daha çok mutsuz oluyoruz. Bu bir kısır döngüdür ve işin içinden çıkmayı başaramıyoruz.
Kimimiz de mutluluğu bir insana bağlarız, mesela sevgili. Sonra o insan bizi üzünce, hayal kırıklığına uğratınca veya terk edince mutsuz oluruz. Mutluluğumuzu alır gider ve biz boynu bükük kalırız. Neden biliyor musunuz? Çünkü biz kendimiz mutlu olmayı bilmiyor başkalarına o görevi yüklüyoruz. O insan gidince de kendimizle baş başa kalıp mutsuz olduk sanıyoruz. Oysa öyle değildir, yani öyle olmamalıdır. Biz her şeyden önce kendimizi sevip, ufak şeylerle mutlu olmayı başarınca o görevi kimseye vermemize gerek kalmaz. Evet üzücü durumlar kaçınılmaz ama bu süreçleri kısa dönemli yaşamakta bizim elimizde.
Yani, çözümler üretmeliyiz mutsuzluktan kurtulmak için. Her yerde güzeli ve iyiyi aramalıyız. Bunları ve daha fazlasını yaptıkça kendimizi daha iyi his eder ve kendimizle gurur duyar, mutlu oluruz.
Çünkü, mutluluk her şeye sahip olmak değildir, sahip olduklarımızın değerini bilmektir..
Günlük seremoniler yeterli olabiliyor, mesela:
- erkenden kalkıp, güneşin doğuşunu izlemeliyiz
- günün ilk kahve veya çayını her hücremize varana kadar tadını çıkararak içmeliyiz
- sokakta yürürken insanlara tebessüm etmeli, bir kediyi okşamalı ve küçük bir çocuğu sevindirmeliyiz
- haftada bir kere en sevdiğimiz çiçeği alıp evimizin en güzel köşesine koymalıyız
- soğuktan şikayet edeceğimize en tatlı çorap veya en güzel hırkayı bulup onu giyip, çocukluğumuza seyahat etmeliyiz
- sıcak havanın bunaltıcı etkisini oflayıp puflayıp dile getireceğimize gidip en lezzetli dondurmayı yemeliyiz
- güzel bir kitap okurken yalnızlığımızın keyfini çıkarmalı
- sevdiklerimizle beraberken kahkahalarla gülmeyi ve mutluluğu paylaşmalıyız
- metroda veya otobüste otururken yerimizi bizden daha az güçlü insanlara vermeliyiz
.. sonra bu ufak mutlulukları çoğaltıp, alışkanlık haline getire bilir ve mutluluğu daim kıla biliriz.
Benim özel felsefem şudur: şükür etmek!
Bir şeyin değerini anlamak için o şeyi az ama özel seremonilerle yapmak. Ben çikolatayı çok severim ama çok yemem. Çünkü fazlası çok sağlıklı değil. Fakat çikolata endorfin salgıladığı için mutlu ediyor, öyle değil mi? Ve ben bu mutluluğu ikiye katlamayı başardım, şöyle: her hafta en sevdiğim çikolatayı alır, öğle yemeğinden sonra ufak bir parça yerim. Masamı hazırlarken o parçacık tabağımın yanında ki ufak süslü minik tabağımın üstünde durur. Yemeğimi yedikten sonra kocaman bir gülümseme ile o ufak parçayı daha da ufak ısırıklarla ballandıra ballandıra yerim. O benim günümün en mutlu anılarından biri olur. Çok rahat günde bir paket yeme imkanım olsa da onu ulaşılmaz ve değerli yapamayı başardım. Ve böylece mutlu oluyorum.
Çünkü bir şeyin değerini kayıp ettiğimiz de veya az bulduğumuz da anlıyoruz. Bende mutluluklarımı parçalara bölüp onları önüme seriyor ve uzun vadeli mutlu olmak için azar azar kullanıyorum.
Mutluluk bulaşıcıdır, mutsuzluktan ölmez insan ama mutlu oldukça ve mutlu ettikçe bu köhne dünyayı bir nebze bile olsa güzelleştire biliriz. Her şey kendi elimiz de; mutluluk içimizde
Mutluluklarla kalın,
fatoshcansu