“Nice kentlerin halkını, işledikleri zulüm ve haksızlıklar nedeniyle yok ettik. Onlardan arta kalanlar, çökmüş çatılar, yıkılmış kuyular ve terkedilmiş saraylardı…” (22:45)
Küçük menfaatler uğruna üzerini örttüğün ve kararttığın her gerçek, bir gün mutlaka yakana yapışacak. Bu, kendisini “El-Hakk” yani “Gerçek” olarak tanıtanın yasası. Ve sen O'nun yasasında hiçbir değişiklik bulamazsın.
Küçük zaferler uğruna önünü tıkadığın her barış yolu, seni her gün daha fazla uçuruma sürükleyecek. Bu, kendisini “Es-Selam” yani “Barış” olarak tanıtanın hatırlatması. Ve O, seni sürekli Selam'ın, islamın yani barışın elçileriyle uyarıyor.
Küçük hırslarını doyurmak uğruna giriştiğin her çoğaltma yarışı, yüreğine işleyecek bir cehenneme sokacak seni. Bu, kendisini “El-Habir” olarak tanıtanın verdiği haber. Ve hiç kimse sana, her şeyden haberi olan'ın verdiği gibi bir haber veremez.
Yeri ve göğü kim yarattı diye sorsak O'nu söyleyeceksin. El-Kadir olan O, ölçü koyan. El-Fatır olan, yoktan yaratan. Sevgiyi, rahmeti, merhameti kendisine farz kılan, Er-Rahman ve Er-Rahim. Seni de rızıklandıran, El-Razık. O'nu ne kadar tanıyorsun? Sana verdiği akıl nimetiyle ne kadar düşünüyor, sorguluyorsun. Etrafındaki olaylarla ne kadar ilişkilendiriyorsun? Kendisini Barış olarak, Gerçek olarak tanıtmasını nasıl yorumluyorsun? Bir sinek dahi yaratamayacak kıytırık maliklere hizmet etmekten neden vazgeçmiyorsun? Halik olanın Malik olduğunu anlaman için daha ne olması gerekiyor?
“Bu, eski uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
Kaçınılmaz olan yaklaştı.
Onu, Allah'tan başkası uzaklaştıramaz.
Bu sözü mü tuhaf karşılıyorsunuz?
Ağlanacak halinize gülüyorsunuz.
Üstelik bir de kafa tutuyorsunuz.
Haydi! Artık Barış'a, Gerçek'e, Merhamet'e boyun eğin ve O'na kulluk/hizmet edin.” (Necm 56-62)