Son evin ışıkları da sönüyor. Şehrinin harabeye döndüğünü izliyorsun. Elinde kalan tek ışık sigaranın yanan kısmı belki de. Yaktıkça kanser yapan ve karşında tüm benliğiyle duran karanlık. Ona sarıldığında bir çakmakla yanmaya hazır değil misin?
Sen de üşümüyor musun? İmrenerek baktığın zifir gibi. Önceleri sisli belirsiz olan o yol simdi nasıl deniz senin için. Ne de olsa ruhlar da denizler gibidir. Derindedir. Denizin kıyısına vuran ve dalgasını bekleyen bir istiridye değil misin şuan sen? Denize ulaşamadığında etrafa bırakacağın o koku mezarından değil midenden geliyor olacaktır ancak. Hem ilk ne zaman bu kadar büyüdüğünü gördün yalnızlığının…
Bu gece yeryüzüne yağan bir yağmur olsun gözlerindeki. Dünyanın tozunu dindiren, acını hafifleten. Bırak aksin kalbinin üzerine yumuşatsın şimdilik. Bugünlerde biriktirdiğimiz iyi olmayacak akşamların hatırına bir' iyi aksamlar ‘daha dileyelim. Ve sen sevdiğinin kemiklerine kendi ellerinle yerleştirdiğin tel örgülerden öp. Ötesine geçemeyeceğin. Kapına gelmesini beklediğin umutsuzluğu. Düşünelim ;içimiz karanlığa açıp gösterebileceğimiz bir dolap mi? ya da eşyalar arasına kaçmaya çalışan bir böcekten farkımızı.
.
.
.
Fotoğraf ve yazı şahsıma aittir.