Geçenlerde bir bayan arkadaş anlatmıştı, ben böyle bir şey sorunca.
Ben dedi hayatımda böyle bir insanla bir kez karşılaştım. Ama hiç öyle düşündüğüm gibi, masallarda ki gibi falan olmadı, kelebeğin rüyasındaki kanser olmuş iki şaire benziyormuşuz. Mesela ben onun dert ortağıymışım, oda benim sır küpüm. Romantizm bunun neresinde hiç anlamadım ama aslında bu kişiyi öylece kabullenmek kolay olmadı. Bir ara sözler sustu, şiirler konuştu. Onlar anlattı bizi bize. İtiraf etmeliyim ki, her yazılan şiirde ona daha beter tutulurken, yazdığı her satırı bana aitken, ben hep susmak zorunda kaldım. Böyle bir atmosferi, böyle bir ambiyansı bozmamalıydım.
Bu o kadar uzun sürdü ki, o yazdıkça ben de yazdım, yazdıkça okudum, okudukça bağlandım. Oysa o kadar şiiri niye yazdı, nasıl yazdı ve neden bana okudu anlamadım (bende amma anlayışsızmışım meğer ) Bildiğim ve öğrendiğim tek şey, erkekler çok konuşmadığı ve paylaşmadığı için duygularını en iyi anlatabilecekleri alan edebiyatta şiir. Az laf çok şiir. Öyle kızın yanında gösterişli ve havalı kelimeler kullanırken heyecanlanıp unutma ihtimaline karşı en garanti yol şiir. Ayrıca bizler şiir yazabilen erkeklerden hoşlanırız. Bu kişi muhtemelen şiir yazmayı bırakmış olmalı ama ben ondan sonra bir daha şiir yazamadım veya yazdıracak kişiyle karşılaşamadım.
Evet gördüğünüz gibi bayan arkadaşım tamda bunları düşünürken, diğer taraftan şöyle düşünenlerden yok değil.
Bazen şiir yazma olayında sınıf atlayıp akrostiş uzmanı kesiliriz. Size hiç oldu mu bilmem, lise yıllarında hoşuna giden kızın isminin harflerinin her satırın başına konuduğu şiirler. Az yazmadım ben bunlardan.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim. 2014 yılında KPSS sorularında çıkan ve işin zorluğunun anlatıldığı “şiir yazmak, telefon kulübesinde halay çekmeye benzer”
Kız tavlamak için şair olmak yerine ince ruhlu olmak için şair olun. Bir sonraki paylaşımda daha doğrusu üçüncü kısımda buluşmak üzere hoşçakalın...