Asla Vazgeçmemek…
Ne güzel geliyor değil mi kulağa?
Daha ağzımızdan çıkar çıkmaz bünyelerimizde yarattığı coşku, sarhoşluk etkisi, büyüleyici tınısı…
Hayatımızın parçası olan, değer verdiğimiz her şeye, gözümüz gibi baktığımız o “kıymetlilerimize” sahip çıkmanın, çıkacak olmanın garantisi bir bakıma…
Asla vazgeçmeyeceğim diyebilmek ne büyük ayrıcalık aynı zamanda… Hem söyleyen hem ithaf edilen açısından…
İkili ilişkilerdeki sorunlu, hastalıklı bir tutku değil konumuz, dağların tepelerinde kartal misali yükselirken düşünelim istiyorum.
Kişisel hırslar, günlük detaylar, kıskançlıklar ya da sonucu patolojik yaklaşımlar değil, bütün her şeye, dünyaya yukarıdan bakabilme çağrısı benimki…
Değer verdiğiniz bir olgu için mücadele eder miyiz?
Mücadele şartlarını değerlendirebiliyor muyuz tüm gerçekliğiyle?
Kolayca pes mi ediyoruz yoksa?
Bitti artık deyip, kişisel tarihimizin başarısızlıklar raflarında en arkalara mı atıyoruz?
Elimizden geleni gerçekten, sonuna kadar hakkını vererek yapmadan, anlık sonuçlardan mutsuzluğa düşmek, daha da beteri umutsuzluğa kapılmak bizi düştüğümüz bu sanal başarısızlık dipsiz kuyularından kurtaramayacak…
Direniş, gösteri, eylem kelimeleri, süslü, zoraki geliyor bana bir o kadar da sahte!
Direnmek için önce neye direndiğimizi bilmemiz gerekmez mi?
İsimler veya yaratılan karşıtlıklar üzerinden direniş oluşturmak mücadelenin özüne büyük zarar verdiği gibi toplumsal birlik duygusuna ağır zararlar vermekte ve kaçınılmaz bir yengi/ yenilgi duygusunu da benliklerimize işleyerek ortak iyiliğin aranması çabasına yani ortak akıl oluşturma çabasına da gem vurmaktadır kanımca…
Direniş içinde olmak çok çekici biliyorum ama bir düşünmenizi rica ediyorum sizlerden; aklınızdan bir geçiriverin lütfen,
Size sunulan hangi direniş çıkış amacı olarak pazarlanan paketine sahip çıkabildi?
Kamplaştırma için kullanılan şahane bir araç olmasının dışında?
Hanginiz sahip çıkabildi sokaklara çıkma amacınıza?
Başladı ve bitti değil mi?
Hafızalarınızda acı, kekremsi kokular bırakarak hem de!
Hiç sordunuz mu kendinize sebebini?
Biz neyin mücadelesini veriyorduk?
Direniş kelimesinin günlük hayatta bu pespaye hale getirilmesinin ilk sorumlusu elbette bizler değiliz, bizlerin iyi niyetlerinin kendi çıkarlarına tevdi edilmesini isteyenler!
Kim onlar diyebilirsiniz, sizin yerinize düşünmek aymazlığını yapamam, kusura bakmayınız…
Parlak ışıklar göz alıcıdır, çekicidir, severiz izlemeyi hatta o ışığın parçası olmayı da…
Parlayıp sönen ışıklar değil benim derdim, her şeye rağmen sürekli yanan bir kaynak olabilmek…
Müthiş bir parlaklıktan sonra müthiş karanlıklar yaşamaya, o karanlıkta bilinmezlikler içinde oturup beklemeye itirazım var!
Işık kaynağına yaklaşabilmektir asıl mesele, yanmamak için bilmek gerekir. Işığın sürekliliği için gereken tedbirleri alabilmek, bilmek, anlamak, hiç değilse anlamaya çalışmak, gerçeklerle yüzleşmeye cesareti olabilmektir.
Politik kimliklerimizden, o bize yapıştırılan içleri boş ama bir gruba dâhil olmanın verdiği hazla bir türlü bırakmak istemediğimiz o sahte kimliklerimizden bir soyunabilsek, düşüncelerimizi ifade edip, karşımızdakileri dinleyip, sorular sorsak ne olur?
Coşkun kalabalıklar içinde yer almanın ötesinde, mücadelemiz için bir tuğla da biz koyuversek evimizin inşası için ne olur?
Gösteri sona erdiğinde geride kalanlar yani izleyicilerin yanında olsak, destek olsak, ekonomik ve sosyal birliktelik sağlasak mesela?
Bol sloganlı, ateşli sözlerin insanların günlük hayatlarında yaşayamadıkları birer olgu halinde geçip gitmelerine izin vermesek?
Birlikte hareket edebilmek için her türlü farklılığımıza rağmen bir arada ama süreklilik içinde durabilsek?
Demokrasi seçim değildir demiştim, evet hala inancım bu yönde…
Demokrasi, dileyen yurttaşın demokratik hayatın parçası olduğu, toplum için elini taşın altına koyabilmesidir.
Kötülüklerde payı olup, kötü almasa da olanlara ses çıkarmayan, koltuğunda rahat oturan, haksızlıklar karşısında susan ya da kendilerinden beklenen liderliği bir türlü yapamayanların idaresi değildir, olamaz.
Ortak iyilik adına, elini taşın altına koyabilme cesaretidir...
Asla vazgeçmemektir inandıklarından, savunduklarından…
Gerektiğinde bu amaç uğruna denge kurabilmek için masaya oturabilme iradesidir...
Mutlak iyi ve mutlak kötü arasındaki o hayali dengeyi hayata geçirmek için liderlik yapabilmektir.
Kim ne düşünür demeden savunduklarını hayata geçirebilmektir…
Sanırım meselenin özünü müzikle anlatmak daha doğru, severek dinlediğim bir parçayı sizlerle de paylaşmak istiyorum;
Evet…
Ben de beni bir türlü uyutmayan şeytanlarla savaşıyorum…
Uzak geçmişim yakamı bırakmıyor…
Anlatmak zorunda hissediyorum, ezberleri bozmak istiyorum...
Yere her düştüğümde tekrar ayağa kalkıyorum…
Beni, bizi, hiçbirimizi alt etmelerine izin vermeyeceğim…
Ben, asla vazgeçmeyecekleri arıyorum elimde fenerle...
Tüm gücümle haykırıyorum!
Asla vazgeçmeyeceğim!...