Herkese merhaba arkadaşlar. Memleketim Konya'dan size kucak dolusu selamlarla yazıma başlıyorum. Konya dediğimiz zaman ilk aklımıza gelen mevlana hazretleri ve türbesinin bulunduğu mevlana müzesi. Tabiiki bu kadarla sınırlı değil. Meşhur etli ekmeğini yemeyen var mıdır aranızda bilmiyorum ama tek kelimeyle lezzeti harika. Asıl yazımın konusu olan mevlana müzesinden bahsetmeden önce biraz da olsa Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri kimdir? Eserleri nelerdir? Kısaca sizlere bilgi vermek istiyorum.
MEVLANA KİMDİR?
Mevlana, 30 Eylül 1207’de Afganistan sınırları içerisinde bulunan Belh şehrinde doğmuştur. Babası Kübreviye tarikatının kurucusu Necmüddin Kübra’nın halifelerinden bir sufi olan ve “Alimlerin Sultanı” lakabıyla da bilinen Bahaeddin Veled’dir. Mevlana’nın annesi Belh emiri Rükneddin’in kızı Prenses Mümine Hatun’dur. Soyunun Hz. Ali’ye ulaştığı rivayet edilir.
Mevlana hazretleri Allah aşkı ile yanıp tutuşan, gerçek aşkın Allah aşkı olduğuna inanan Müslüman bir alimdir. Asıl adı Muhammed lakabı ise Celaleddin’dir. Mevlana, eskiden “Diyar-ı Rum” denilen Anadolu topraklarında, Konya’da ün kazanması nedeni ile “Rumi” yani Anadolulu lakabını almıştır. Mevlana ismini, Semseddin-i Tebrizi ve Sultan Veled’den itibaren Mevlana’yı sevenler kullanmış ve adı yerine sembol olmuştur.
Mevlana Eserleri şunlardır: Mesnevi, Divan-ı Kebir, Fihi Ma Fih, Mecalis-i Seb’a, Mektuplar.
Bütün eserleri çok önemli olan Hz. Mevlananın en önemli eseri mesnevidir. Mevlâna Mesnevi'yi Hüsameddin Çelebi'nin isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi'nin söylediğine göre, Mevlâna, Mesnevi beyitlerini Meram'da gezerken, oturuken, yürürken, hatta semâ ederken söylermiş. Çelebi Hüsameddin de yazarmış.
Mevlana’nın mesnevi eseri ayrı bir post konusu olacak kadar geniş. Aslında Mevlana’nın hayatı da ayrı bir post konusu ama ben sadece biraz da olsa tanıtmak istedim.
Altı ciltten oluşan, içerisinde hikaye ve hikmetli sözler öğütler yoluyla didaktik (öğretici) bir eser olan Mesnevi'nin dili Farsça'dır. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan mesnevinin beyit sayısı 25618 dir.
Mevlana şöyle demiştir: “Ömrümün özeti sadece şu üç kelimedir.”
“Hamdım, Piştim, Yandım.” Buna göre Mevlana Hazretleri ömrünü üç döneme ayırmıştır:
a) Hamlık Safhası (1207-1231): Bu dönem, doğumdan, babası Bahaeddin Veled’in vefatına kadar geçen süredir.
b) Pişme (Olgunlaşma) Safhası: Mevlana’nın, Seyyid Burhaneddin’in terbiyesi altında bulunduğu dönemdir.
c) Yanma Safhası (1244-1273): Seyyid Burhaneddin’in ardından, Mevlana’nın 1244 yılında Konya’da Şems-i Tebrizi ile buluşmasından ölünceye kadarki dönemdir. Hz. Mevlana 15 Kasım 1244 tarihinde Şems-i Tebrizi ile tanıştı. Onun Allah aşkı Tebriz ile tanışmasıyla başladı. Sonra dergahında bulunanlar Şemsi kıskanmaya başladı. Bunun üzerine Şems-iTebrizi ortaklıktan kayboldu. Mevlana bu duruma çok üzüldü. Fakat Şems-iTebrizi gönül dergahında buldu.
Hz Mevlana Uzun ve yorucu hayatın ardından ansızın ateşli bir hastalığa yakalanarak 17 Aralık 1273 tarihinde vefat etmiştir. Dünya gurbetinden asıl vatanına dönmüş, özlemiyle yandığı Sevgili’sine kavuşmuştur. Cenazesinde kimsenin ağlayıp feryat etmesini istememiş. Ölümünü ayrılık olarak değil. Sevgiliye yani Allah'a kavuşma olarak tanı almıştır. O geceye “Şeb-i Arus” yani düğün gecesi denmiştir.Şeb -i Arus her Aralık ayında semazenlerin gösterileri eşliğinde kutlanmaktadır.
Hz. Mevlana, Sadece Müslüman dünya için değil, her din ve mezhepten birçok insanın göz bebeği ve gönül aynası olmuştur. Onun sözleri her gönüle ilaç ve yol göstericidir.
Hz. Mevlana’nın Yedi Öğüdü:
Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
Hoşgörülülükte deniz gibi ol.
YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN, YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL.
Mevlana için, “Kubbe-i Hadra” yani yeşil türbe denilen türbe, 1274 yılında Sultan Veled ile Alameddin Kayser’in gayretleri ile Selçuklu veziri Muinüddin Pervane’nin eşi Gürcü Hatun yardımıyla, Çelebi Hüsameddin zamanında yapılmıştır.
Hazreti Mevlana'nın sandukası.
Aşağıdaki resimde öndeki Hz. Mevlana' ya ait sanduka, arkada yüksek şekilde gözüken sanduka ise Hz Mevlana'nın babasına ait sanduka. Bir rivayete göre Hz Mevlana'nın çok yüce bir zat olmasından dolayı öldükten sonra babasının sandukası ayağa kalkmıştır.
Yine başka bir rivayete göre Mevlana'nın sandukasının altında esrarengiz bir odanın bulunduğundan bahsedilir. Bu esrarengiz odaya kimse girmeye cesaret edemez. Nedeni de girenlerin başına değişik işler gelmektedir. Bu yüzden saflığına, başına kötülük gelmeyeceğine inandıkları küçük bir kız çocuğunu odaya sokarlar. Kız çocuğu odadan çıkınca konuşamaz, dili tutulur. Halen odanın esrarı çözülememiştir. O kız çocuğu odada ne gördü kimbilir. Bu hikayeyi duyunca tüylerim diken diken olmuştu.
Bu resim de Mevlana müzesinin içinden bir görüntü.Sağ tarafta bir çok mevlevi sandukası bulunmakta.
Müzenin içine girdiğinizdeki atmosferi anlatamam. İnsan duygu seline kapılıyor. Ölülerimize dualar ederek geziyorsunuz içinde. Tasavvuf musıkisi eşlik ediyor ziyaretinize.
Hz. Mevlana'nın gömleği
Çocukken mevlana müzesini ziyaret ettiğimde bu balmumu heykellerinin canlı olduğunu sanırdım. Çok korkardım. 😃
Arkadaşlar yukarıdaki resimde de camekan içerisinde Hz Muhammed sav 'e ait sakal-ı şerif bulunmaktadır. Yalnız bir hususu belirtmeden geçemeyeceğim. Camekanın iki tarafında nohut büyüklüğünde delikler var. O kısımlara eğilip, kokladığınız zaman mis gibi gül kokuyor. Bu beni çok etkilemişti. Oradaki atmosfer bambaşka.
Hz Mevlana'nın üzerinde kuranı kerim okuduğu rahlesi.
Dergah dervişleri
Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Aslında yazacak o kadar çok şey var ki. Ne Mevlana yı açıklamaya yeter postum, ne de Mevlana Müzesini. Sizlere bu konuda daha ayrıntılı başka postlar hazırlamayı düşünüyorum. Şimdilik hoşçakalın. Başka postlarda görüşmek dileğiyle....😄
Kaynaklar:
1- mevlana resmi https://www.google.com.tr/search?
2-mesnevi resmi