Ölüm cezası, bir devletin suçun karşılığı olarak bir mahkûmun hayatına son vermesidir. Ölüm cezasına çarptırılan kişinin cezasının infaz edilmesine idam denir. Ölüm cezasının olumlu ve olumsuz yanlarına bakmadan önce izlerken çok etkilendiğim Danton, Thomas More, Sacco ve Vanzetti davalarına bakalım:
Danton filminde Danton halk için kurduğu cumhuriyetin, maddelerinin, mahkemelerin -yani hükümetin- tiranlaştığını görmekte ve halkın aç kalmaması adına kurulan bu düzenin aslında bozulduğunu görerek buna karşı çıkmış bir devrimcidir. Halk için kurulan Devrim Mahkemesinde devrimi beraber yaptıkları Robespierre de bulunmaktadır. Robespierre tiranlaşma konusunda ne kadar ikilemde kalsa da sonunda Danton'u bir zamanlar kendisinin de kurulumunda pay sahibi olduğu Devrim Mahkemesi'nde idamı için yargılayacaktır.
Yargılama günü gelmiştir. Danton savunma hakkı elinden alınmasına rağmen susmayarak yapılan yanlışları, halkın ne durumda olduğunu, işleyişin sağlıklı olmadığını dile getiren etkileyici konuşmalar yapmış ancak bu konuşmaları kararı değiştirmeye yetmemiştir. Mahkeme her türlü engeli devlet gücünü kullanarak önlerine sermiş ve sonunda istenileni elde etmiştir ve devrim ilk önce kendi çocuğunu yemiştir.
Filme genel anlamda baktığımızda; filmin, günümüzde vazgeçilmez olan insan hakları, demokrasi, özgürlük kavramlarının net bir şekilde ifade edildiği maddelerin, bir çocuğun okumasıyla başladığını ve filmin sonunun da yine bu maddelerle bittiğini görmekteyiz. Sonunda Robespierre'in baş ucunda okunan bu maddelerle Robespierre'in yanlış bir karar verdiğini -vicdan azabından hastalandığını göstererek- film bize anlatmaktadır.
Sacco ve Vanzetti davalarına baktığımızda savunma hakları elinden alınmış, tanık dinleme hakları yoksayılmıştı. İşçi hakları için protestolarda bulunan bu iki insan alakaları olmadıkları bir cinayet soruşturması için yargılanacaktı. Suçlulukları ispat edilmeden, taraflı bir hakim tarafından, ingilizce bile bilmeden, savcının dediklerini anlamamalarına rağmen zorunlu olarak denilenlere evet-hayır şeklinde cevaplar verilmesi istenerek adil olmayan bir yargılamadan geçmişlerdi. Bu durum karşısında tüm dünyada protestolar yapılmış, suçlu olmadıkları savunmuştu. Hatta bu sırada yakalanmış ve bu ikilinin suçlandıkları cinayetle alakaları olmadığını söyleyen Costa Rika göçmeni işçi Celestino Madeiros’un ifadesi de geçerli sayılmamıştı. Sacco ve Vanzetti davası 7 yıl sürmüş ve sonunda elektrikli sandalyede ölüme mahkum edilmişti.
23 agustos 1927 günü idam edilen Nick Sacco'nun son cümlesi, "Yaşasın anarşizm! Elveda karıcığım, çocuklarım ve arkadaşlarım" olmuştu. Kayda geçen infaz anı kelimesiyse en insani, en saf yardım çağrısıydı; "mama!".
Sacco'nun hemen ardından infaz odasına getirilen Vanzetti'nin son sözleriyse "Şunun bilinmesini isterim ki masumum! Hiçbir suç islemedim. Bazı günahlarım oldu ama suç işlemedim. Ne bu suçu ne de bir başkasını!"olmuştu. Kayıtlarda infaz anında Vanzetti'nin hıçkırarak yüksek sesle ağladığını ancak konuşmadığı söyleniyor.
Ölümlerinden 50 yıl sonra suçsuz oldukları ispat edilmiştir. Ancak ölmeden önce duydukları son sözler "anarşist aşağılıklar" olmuştur.
Thomas More'un idamına baktığımızda da sadece kimseye zarar vermediği ve kendi dinince ve vicdanınca doğru olan şeyi düşündüğü için ölüme mahkum edildiğini görmekteyiz. Thomas More hiçbir zaman koltuk meraklısı bir insan olmamasına rağmen hızla yükselmiş ve Kral'ın danışmanı, halkın diliyle 'Kral'ın Vicdanının Bekçisi' olmuştur. Ancak bir gün Kral başka birine aşık olmuş ve karısından çeşitli nedenler ileri sürerek, kendi çıkarttırdığı fetvalarla boşanmak istemiştir. Thomas More'un dinine göre boşanmak günah olduğu için kendi görevinden sessizce ayrılmış ve buna rağmen hiçbir yerde de bu görüşünü belirtmemiştir. Buna rağmen Kral kendi çıkardığı fetvalara sesli bir onay istemiş ancak Thomas More kendi düşüncelerinden asla vazgeçmemiş ve Kral'ın yanlışını onaylamamış, sessiz kalmıştır. Bu nedenle Kral, Thomas More hakkında önce asılmasını sonrasında da kararını değiştirerek başının kesilmesini emretmiştir. Ancak Thomas More bu kararı bile "Kellesi kesilmekle insanın başına felaket gelmez." diyerek büyük bir dinginlikle karşılamış ve idam edilmiştir.
Ölüm cezası keyfi bir yargının elleri altında olduğunda çok yanlış kararlara neden olabilmektedir ve geri dönüşü yoktur. Danton'un şuan bile suçsuz veya suçlu olduğu hakkında tartışmalar devam ederken Thomas More, Sacco ve Vanzetti için suçsuz oldukları bilinmekte ve ispatlanmış durumdadır. Ancak ne yazık ki bir insanın hayatı geri getirilememekte ve bu hatalardan geri dönülememektedir.
Yazımın ilk cümlesindeki tanım doğrultusunda baktığımız zaman; ölüm cezası, bir insanın elinden en doğal hakkı olan yaşam hakkını elinden almaktadır ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 3. maddesini de dile getirecek olursak "Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır." ibaresi yer almaktadır. İnsan, özgür doğar, özgür yaşar ve eşitlik kurulduğunda huzurlu yaşayabilmelidir. Dünya üzerindeki her insan eşitken hiç bir gücün bir başka insanın yaşamına hukuki olarak son verme yetkisi olmamalıdır. Bu durum hukuki olamayacağı gibi insancıl da değildir ve insancıl olmayan bir kuralın hukuki bir norm haline getirilmesinin yanlış olacağı düşüncesindeyim.
Bir devletin kesinlikle yaptırım gücü olmalıdır. Ancak bu güç orantılı şekilde kullanılabilir olmalı ve bu da sadece hukuki normlarla sağlanabilmelidir. Yaptırımlar caydırıcılığı arttırmak, suç oranını azaltmak, suçluyu tekrardan topluma kazandırıp hak ettiği cezayı çektiken sonra bir daha bu suçu işlemeycek hale getirmek için kullanılmalıdır. Çok ağır suçların da ağır cezalarla ömür boyu hapis gibi cezalarla değerlendirilerek caydırıcılığı arttırılabilir. Evet, baktığımız zaman idama mahkumiyetin yadsınamayacak derecede bir caydırıcılığı bulunmaktadır. İdam mahkumiyeti çerçevesinde işlenen suçların azalacağı kuşkusuzdur. Bu olumlu bir sonuç olmakla beraber gerçekten suçlu olmayan veya bu suçu bir daha işlememe ihtimali olan bir insanı idam cezasına çarptırmak ne kadar vicdani, ne kadar insancıl, ne kadar doğrudur? Bu durum tartışılması gereken ve hatta belki de idam geldikten sonra tartışılsa bile bazı şeyler için geç kalınacak, bir sonuca varılamayacak bir tartışma olacaktır. Thomas More, Sacco ve Vanzetti davaları bu tartışma için ne kadar geç kalındığının birer kanıtıdır.
Her insan suçlarının cezasını çekmelidir, devlet de bu cezaları vermekle yükümlüdür. Ancak her insan yukarıda da dediğim gibi yaşam hakkına sahiptir. Bir insan olarak yaşama hakkına sahip olduğumuzu, başta yaşama hakkımız olmak üzere haklarımıza sahip çıkmamız gerektiğini, tüm bu olumlu olumsuz yanlarıyla değerlendirdiğimde, idam cezasının geri dönüşü olmayan, insan haklarına aykırı ve hiçbir hukuki normla desteklememesi gereken bir ceza olduğu kanaatindeyim. Ağır suçların ömür boyu hapisle cezalandırılması gerektiğini belirterek, bu düşüncelerimi son olarak gerçekten etkilendiğim Danton filminin bir sahnesinde hapishanede liberal genç Philippeaux ile gazeteci-politikacı Kamil arasında geçen diyalogla bitirmek istiyorum:
- Ben ölmek istemiyorum. Yaşamaya hakkım var.
- Haklara ancak koruyabildiğin sürece sahipsindir.