Merhabalar, bugün sizlerle özellikle bizim toplumumuzda konuşulması adeta yasaklanmış bir konunun tarihine ineceğiz. Sizce ilk cinsellik ne zaman başladı? İlk yazılı kaynaklarda cinsellik nasıl geçiyor? Haydi gelin bu soruları cevaplandıralım!!!
Bir tanrıya inanmayan ve tanrılı bir dine mensup arkadaşlar için ayrı ayrı incelemek istiyorum bu konuyu. Siz kendi görüşlerinize göre anlattıklarımı şekillendirebilirsiniz.
EVRİM VE CİNSELLİK
Charles Darwin tarafından yazılmış olan, "Türlerin Kökeni" adlı kitabı incelediğimizde ve ortaya attığı bütün evreni tek bir teoride birleştirdiği "Evrim" teorisini incelediğimizde insanlığın kökeninin tek hücreli canlılardan doğduğunu anlayabiliyoruz. Bu tek hücreli canlıların daha sonra zaman içerisinde çoğalıp, biyolojik açıdan genişlediklerini görmekteyiz. Tıpkı içerisinde yaşadığımız evren gibi, bir patlama noktası olup, milyonlarca gezengen ve yıldızlarla birlikte genişleyen... İşte aynı evrenimizin geçirdiği gibi, mikro ölçekte bu hücreler her nasıl olduysa dünya'da oluşup, gelişip evrimleşmişler ve son evrede çevreye uyum ile insan formuna ulaşmışlardır. Bu noktada asıl odaklanmamız gereken şey ise, bu tek hücreli canlıların üreme ve çoğalma iç güdüsüne sahip olduklarıdır. Milyonlarca tek hücreli canlıdan bir tanesi bir şekilde muhtemelen mitoz bölünme geçirip kendini eşeysiz bölerek çoğalmaya başlamış. İşte bu anda bütün zincirler kopmuş ve kaderimiz belirlenmiştir. Daha sonra eşeyli üremeler milyonlarca olasılığı denedikten sonra doğa koşullarında ortaya çıkmıştır. Tabii bu anlattığım şeyler 1-2 senede olan olaylar değildir. Gayet milyonlarca yıl sürmüş bir olaydan bahsediyorum. Böylece aslında cinselliği temel amacı olan üreme dediğimiz olay ortaya çıkmıştır. Peki daha sonra ne oldu? Yeni türler oluştu, bu yeni türler birbirleriyle zaman içinde o kadar yabancılaştı ki kendi türü dışında çiftleşemez oldular.
Zaman çarkını birkaç milyon yıl ilerletelim lütfen Şükran Hanım
Teşekkürler, Şükran.
Artık bir yılan için, timsah cinsel obje değildi. Tam aksine onun öğle yemeğiydi. Milyonlarca yıl içerisinde türler arasında yabancılaşmalar olmuştu. Tıpkı bir maymun ile insanın cinsel olarak birbirine çekici gelmemesi gibiydi bu. İşte tam bu sıralarda, doğal seçilim artık zirve noktasını yaşıyordu. Dişiyi daha az etkileyen canlıların üremesi artık çok zorlaşmıştı. Dişiler, sadece ortama en iyi şekilde ayak uyduran canlıları seçiyordu. Örnek verelim hemen; bir kaplan cinsinin tırnakları daha gelişmiş olsun. Bu cins kaplanların tırnakları yemeğini ağaca çıkartmasını kolay kılsın. Böylece hayatta kalma yetenekleri ağaca çıkamayanlara göre daha fazla oldu. Şimdi dişi kaplan hemen "günümüzde olduğu" gibi gücün peşinden koşar ve o tırnakları uzun kaplandan çocuk yapar. Sonuç ne peki? Doğacak kaplanların tırnaklarının gelişmiş olma olasılığı çok yüksek olacaktır. Cinselliği belirleyen faktör böylelikle burada doğaya adapte olmuş güçlü olmaktır.
Homoerektus'a (ilk erekte olan insan, hemen heyecanlanma!!! ilk ayağa kalkan insan anlamına gelir bu) kadar cinsellik dört ayak üzerinde yapılmıştır. İlk insan homo australopithecus abimiz cinselliği diğer klan üyeleri ile birlikte belirli zamanlarda mağarada doruklarına kadar yaşardı. Tabii ki bir hayvan çiftleşmesinden fazlasını hayal etmeyelim hemen. Mağarada duvar, örtü, kıyafet yoktu. Yani mahremiyet kavramı henüz bulunmamıştı. Yerleşik hayata gelene kadar da mahremiyet icat edilmemişti. Bununla birlikte bir şeyi "sahiplenmek" diye bir kavram olmadığı için, bir kadına sahip olmak diye birşey de yoktu yani cinsellik ilk insanlar arasında kime denk gelirse onla yapılırdı diyelim. Ama önce klan lideri olan, güçlü homo australopithecus tercih ediliyordu elbette.
Şükran Hanım, zamanı biraz saralım, lütfen.
Teşekkürker Şükran.
Yerleşik hayat, Neolitik toplumlar ve medeniyet denen tek dişi kalmış canavar zamanlarına gelelim artık. İnsanlar artık kadınları sahiplenmiş, duvarlar örüp, evler inşa etmişler. Bakmışlar yerleşilen yerde, kaynaklar tükeniyor. Hemen sahiplenme olayları başlamış, oluşan ruhban sınıfının emirleri cinselliği toplum içinden soyutlamaya başlamış. Artık mahremiyet, cinselliğin üstünü örtmüş ve bunu da dinlerle desteklemişlerdir.
Şükran Hanım, bence bu konuyu burada bırakıp dinler ve cinselliğe girelim.
DİNLER VE CİNSELLİK
Cinselliğin geçmişini varsayımlardan öteye götürüp belgelendirmek istersek, bunu milyonlarca insanın mensup olduğu dinlerin yazılı kaynaklarından bulabiliriz. Hemen bir örnekle başlayalım; Lilith, Musevilik ve Hristiyanlık dinlerinde Adem'in ya da Adam'ın ilk eşidir. Tanrının onları yaratmasından sonra hiçbir yasaklama olmadan cennette mutlu mesut yaşarlar. Yedikleri önünde, yemedikleri arkalarındadır. Bir süre herşey kusursuz gider sonra gene birgün bunlar sevişirlerken (tövbe estağfurullah), Lilith hanımefendi, Adem'in her zaman üstte olmasından şikayet etmeye başlamıştır. Artık Tanrı'ya gelen şikayetlerin ardı arkası kesilmez olmuş. Tanrı Adem'den sonra yarattığı Lilith'in tavırlarını çekememiş diyelim ve Dünya'ya göndermiş. Adem bu sefer yalnız kalmıştır. Tanrı Lilith'i Adem'den ayrı yarattığı için bu uyuşmazlıkların olduğunu düşünür ve Havva'yı ya da Eva'yı, Adem'in kaburga kemiğinden yaratır. Ama bu sefer der ki, cinsellik, sevişme size yasaklanmıştır bunu sakın yapmayın. (Yani kısaca elmayı yemeyin der!) Tüm bunlar yaşanırken, Şeytan adlı melek planlar kurmaya başlar, çünkü Adem'i hep kıskanır. Onun melekler gibi mükemmel olmadığını Tanrı'ya sürekli söyler, ama tanrı buna inanmaz. Bir gün şeytan yılan kılığına girer ve Havva'yı, Adem ile cinsel ilişkiye girmeye ikna eder. (Okumaya devam et)
Adem cennetin bahçelerinden akan suyu içerken Havva gelir ve Adem'i ikna eder ve "halvet olurlar." (bknz: Halvet olmak) Daha sonra Tanrı bunu görür, Adem ve Havva çok utanırlar. Hemen etraftaki ağaçlardan cinsel organlarını kapatmak için yaprak isterler. Hiçbir ağaç vermek istemez. Ama cinselliği sembolize eden incir ağacı onlara yaprak verir. Artık insan doğurgan olduğunu, yaratma yetisi olduğunu anlamıştır. Tevratta bu konu şöyle geçer: Tıklayalım Bakalım
Kuran'da ise bu olay şöyle anlatılmış;
Sonunda ikisi de o ağaçtan yediler ve her birine diğerinin edep yerleri göründü. Üzerlerini bahçenin yapraklarıyla örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine karşı geldi ve yanlış bir yola girdi. (Tâ-Hâ Suresi 121. Ayet)