İzlemeye alışık olduğumuz kendine güvenen, zeki, çevik, ahlaklı iyi adamın önüne çıkan tüm kötü insanları ve engelleri teker teker aşarak hak ettiği yere, yani zirveye çıkışını anlatan pek çok film gördük. Hollywood seviyor bu tarz işleri çünkü bu tarz; izleyiciyi rahatsız etmeyen, sonu mutlu biten ve genellikle herhangi bir eleştiri barındırmayan filmler çekmek her şeyden önce ticari olarak daha mantıklı. Fakat bu filmi çekenler -ne mutlu ki- böyle düşünmemişler.
Duruşundan bakışına televizyon izleyişinden gülüşüne kadar her halinden psikopatlık akan Louis Bloom'un (Jake Gyllenhaal) hiçbir ahlaki, vicdani ve kanuni sınırı tanımadan yükselişini izliyoruz film boyunca.
Bir gece, denk geldiği bir kaza olayında arabasında sıkışan bir kadın ve bu olayı görüntülemeye çalışan bir kameramanı görmesiyle, polis telsizini dinleyip elinde kamerasıyla olaydan olaya koşturacak bir "serbest çalışan" olmak için kollarını sıvıyor Louis Bloom.
delirttiniz lan beni!!
Jake Gyllenhaal Louis Bloom rolünde harikulade bir iş çıkarmış. Su katılmamış bir psikopatın nasıl oynanması gerektiği hakkında ders vermiş adeta. Gösterime girdiği yıl "en iyi erkek oyuncu oscar'ına" aday dahi olmaması ise Akademi'nin ayıbı.
Yönetmen Dan Gilroy'un yalnızca Louis Bloom'un "iş zekasına" ve şok edici psikopatlığına odaklanmayıp haberciliğin günümüzde hangi noktada olduğunu gerçekçi bir şekilde ortaya koyması da filme ayrı bir değer katıyor.
Hollywood'un artık kabak tadı veren başarı hikayelerinden sonra ilaç gibi gelecek bir başka başarı hikayesini anlatıyor Nightcrawler. 2014 yılının en iyi filmlerinden biri olan Nightcrawler'ı mutlaka izlemelisiniz.