Peki, insanların doğa ile alıp veremediği nedir? "hiçbir şey, biz dünyayı seviyoruz" diyecekler. Ben bu yalana inanmayı çoktan bıraktım. Kimse kendini kandırmasın, insanoğlu egoisttir. Yemyeşil ormanları katledip, övünecekleri lüks binaları yaparlar. Atıklarını denize döküp, "sanayide çok gelişiyoruz." derler. Yerlere çöp atarlar, ama evlerine ayakkabıyla bile basmazlar. Çünkü insanlara göre, beton çimenden daha temiz olmalıdır. Çünkü eve para verdiler, ama doğal araziler bedava. İşte egoistlik dediğim budur. İnsanlar, kendi çıkarına ters düşen bir şey olduğunda, üzerinde yaşadıkları dünyayı tekmeleyebilirler, havayı kirletebilirler, ozonu delebilirler.
En komik olanı şudur ki, doğal bir yeri kentleştirip, binalar dikip, sonra da etrafta kedi köpek istemezler. Dağdan gelen bağdakini kovarmış. Halbuki, bu araziler, bizim olduğu kadar, diğer canlılarındır. İnsanların arazi sahibi olduğuna dair resmi kağıt, bir hayvanın umrunda değildir. Aslına bakarsanız, her yer, herkesindir.
Bence ortada bir ikiyüzlülük var. Bir deniz gördüğümüzde fotoğrafını çekiyoruz, "ne kadar güzel manzara." diyoruz. Sonra ne yapıyoruz? Pet şişeyi denize fırlatıyoruz. İşte bu iki yüzlülüktür. İnsanlar manzarayı, doğayı överler, sonra da kirletmekten hiç çekinmezler.
Ama doğa o kadar güçlüdür ki, kendisinden alınanı geri almasını da bilir. Deprem olur, sel olur, tsunami olur ve insanlar aslında böyle bedel öderler. Doğa bastırılamaz. İnsanlar dünyayı bir süreliğine terk etse, tüm yapıların etrafı sarmaşık kaplanır, otlar büyür, deniz kendini yeniler. Doğayı engelleyemezsiniz. Hiçbir bitki, bizim istediğimiz yöne doğru büyümez. Rüzgar bizim istediğimiz yöne doğru esmez. İnsanlar ne kadar engellese de, doğa bir yolunu bulur.
İnsanlar doğaya bunca haksızlığı ettikten sonra, sonuçlarına katlanırlar. Araştırmalara göre yaklaşık iki buçuk milyar insan temiz su bulamıyor. Buna ek olarak birçok hayvanın nesli tehlike altında, yavaş yavaş sıcaklıklar artıyor, insanlar zehirli hava soluyor ve daha birsürü şey... Her şey güzel devam edecek sanıyoruz, ama etmeyecek. Çünkü her şeyin bir dayanma gücü vardır. Yarın öbürgün yaşadığımız yere ne olacağı belli değil. Neye güveniyor bu insanlar? Sonuçlarını hiç düşünmüyorlar mı? Bir sabah kalktığımızda, pencereyi açıp dışarı baktığımızda, sadece gri ve tonlarını görürsek ne olur? Bence, düşünmesi bile korkunç. İnsanın dünyaya yaptığı nankörlüğü, kimse kimseye yapmamıştır. Modernleşmek güzeldir, ama bu şekilde değil. Birgün çok geç olacak, ve torunlarımız korkunç şeylere şahit olacak. Bizim gördüğümüz tabiatı onlar göremeyecek.
Son olarak şunu söylemeliyim ki, insan denilen varlığın, egoyu ve ikiyüzlülüğü bir kenara atması lazım. Dünyanın dili olsaydı, "beni rahat bırakın." derdi.
Mutluluk uçsuz bucaksız ormanlardadır,
bomboş sahillerdeki coşkudadır.
İnsan elinin değmediği bir yerdedir,
denizin diplerinde ve gürlemesindedir.
İnsanları severim, ama doğayı daha çok severim… ( Lord Byron )
Yazı bana aittir. Tüm görseller Pixabay tarafından CC0 lisanslıdır.
Into the wild görsel kaynağı : Kaynak