Bir dönem Ok meydanı civarında yaşadım. Örnektepe Mahallesi. Tam adını söylemek gerekirse yaşam şeklimi tasvip etmeyen amcaların mahallesi.
Maddi sıkıntılar sebebiyle kendimi orada bulmuştum. Çok göze batan bir giyim tarzım olmamasına rağmen öğrenci olduğumu bilmeleri/düşünmeleri yetiyordu. Çünkü orası aile mahallesiydi. Herkes aileydi. Sokaklar aileydi. Apartmanlar ebeveyn gecekondular çocuktu. Herkes her şey aileydi. Ben ise o mahalleyi karıştırmak üzere orada bulunan, onları birlikte tutan değerleri yok etme üzerine uzmanlaşmış bir öğrenciydim. Nefret etmeleri çok doğaldı.
Eve yerleşeli birkaç gün olmuştu. Okula gitmek için erken çıkmam gerekiyordu. Tek gözüm kapalı merdivenden inerken komşum olduğunu tahmim ettiğim bir amca ile karşılaştım. günaydın amcacım dedim. Yüzüme ters ters baktı. Aleyküm Selam dedi. Devam etti.
Amcacım sevgi dini değil miydi? Diyemedim devam ettim.
Sanırım kaldığım bir buçuk yıl içerisinde beni seven tek kişi bakkal Eyüp abiydi. Onun da öğrenci oğlu vardı. Olmasa da empati yapabilirdi. Diğerleri gibi değildi. Mahallede herkesin sevdiği Eyüp abi beni çok seviyordu. Daha önce söylemiştim tanımadığımız bir insana +1 yaklaşmak diye. Eyüp abi anlattığım her şeyi temsil ediyordu ve bana çok şey öğretti. Fakat mahallenin kalanına öğretememişti. O nedenle kırmızı kulaklığımı alıp mahalleyi terk ettim.
Aslında evden çıkarıldık. Fakat gitmeyi o kadar çok istiyordum ki kendi tercihimmiş gibi hissediyorum. İşin en ilginç yanı o güne kadar hiç konuşmadığım alt komşum, selamlaşamadığım amcanın eşi, biz eşya taşırken "oğlum gitmenizin bizimle alakası yok ha" diye açıklama yapma ihtiyacı hissetmesiydi. Sonra biz eşya taşırken aynı teyze bize ayran hazırladı. yine nefret edemedim.