Biyoloji ile içli dışlı olmasanız da lise döneminden "mutualizm" kelimesi herkeste kalmıştır sanıyorum. Mutualizm: bir ortak yaşam türü olup iki canlının da birbirine fayda sağlaması esasına dayanır.
Bizler mutualizmi yeni boyuta getirmiş canlılarız. Evet bizler, hepimiz. Başta bağırsaklarımız olmak üzere o kadar çok bakterinin yardımıyla yaşıyoruz ki insanın canı sıkılıyor :)
Geneli hücrelerimizden çok daha küçük bakteriler olmak üzere yaklaşık bir katrilyon (1.000.000.000.000.000) bakteriye ev sahipliği yapıyoruz. 2 - 3 kilogramı bulan bu bakterilerle aramızın iyi olması çok önemli. Yani fazla antibiyotik kullanırsanız canınız sıkılır.
Antibiyotik tedavi bir çeşit kemoterapi sayılabilir. İkisinde de zararlı hücreler ölürken yararlı hücrelerin yok olmasına da göz yumulur.
Bu bakteriler genel olarak mikrobiyota ismini alır. Bakteriler vücuda anne karnından itibaren yerleşmeye başlar. Ardından emzirirken bu süreç devam eder. Doğum sırasında da anneden çocuğa bakteri geçişi olur. Fakat bu sadece normal doğum için geçerli. Sezaryenle doğum olursa bakteriler için sürpriz oluyor :)
Yararları nelerdir?
Öncelikle her bakteri faydalı değil fakat faydalı bakteriler sağlıklı bir insan vücudunda zararlı bakterilerin 4 - 5 katı civarında bulunur. Genel faydaları;
- B, K vitaminlerinin sentezi (üretimi)
- Bağırsakta koruyucu tabaka oluşturması (toksinlerin geçişini önlemede yardımcı)
- Zararlı bakterilerin yerleşmesini kısmen önlemesi
- Kalsiyum, Magnezyum ve Demir emilimini arttırması
- Sindirime yardımcı olması
Ürettikleri enzimleri sayesinde sindirilemeyen karbonhidratların parçalanıp emilimlerini sağlarlar. Fermente olan karbonhidratlar kısa zincirli yağ asitlerine dönüşür. Bu noktadan sonra enerjiye dönüşmesi kolaydır.
Temel yararları bunlar fakat mikrobiyotada yaşanacak bozunma psikolojinize kadar birçok şeyi etkileyebiliyor. Hatta etki alanında hafıza ve öğrenme becerisi gibi beyinsel fonksiyonlar da var.
Çok fazla detay verip "lanet olası bakteriler yüzünden öz güven eksikliği çekiyorum. Şimdi gösteririm size" diyerek bolca antibiyotik yutmanızı istemem.
Evet öz güveninize de ürettiği hormonlar aracılığıyla etkisi var.
Obezite
Hastalıklardan bahsetme niyetinde değilim. İşin sistematiğini anlatmaya çalışıyorum fakat bu hastalık işin sistematiğiyle doğrudan ilgili.
Mikrobiyotanın sindirime yardımcı olduğunu söylemiştim. Fakat bazı insanlarda yardımcı olma işi abartı boyutlara ulaşıyor. Mikrobiyotanın sağlıksız olmasından kaynaklanan dengesizlik normal bir besinden alacağınız kaloriyi arttırabilir. Yapılan araştırmalar obez insanların bağırsaklarında, normalde sindirilemeyen lif ve karbonhidratların parçalandığını göstermiştir. Yani "lif yesem yarıyor" diyen insanların haklı olabileceğini unutmayın.
Tüm vücut bölgelerinin kendine ait bir mikrobiyota özelliği olduğu gibi kişilerin mikrobiyotaları da farklıdır. Fakat mikrobiyota dendiğinden en büyük yoğunluk olarak "bağırsak" akla gelmelidir. Yaşamımızı devam ettirmemiz için katkıları ve beyne olan etkileri göz önüne alınarak bağırsakta bulunan mikrobiyota için "İkinci Beyin" yakıştırması yapılmıştır. Keza barındırdıkları mikrobiyomdaki (mikrobiyotanın genetik materyali) gen sayısı, insan genomundaki genlerin yaklaşık 150 katıdır. Tüm bunlar birleştirildiğinde mikrobiyota sadece bakteri topluluğu değil bir organ kabul edilir.
Son olarak kaliteli beslenmeniz ve antibiyotik kullanımınıza dikkat etmeniz çok önemlidir. Fazla miktarda antibiyotik tüketirseniz bakteri ortamını tekrar sağlayabilmek için bazı yollar var. Fakat bunlar doktor kontrolünde olması gerektiğinden yazmak istemedim. En azından düzenli yürüyüş yapabilirsiniz.
Bilimsel içeriği olan türkçe paylaşımları #turkcebilim etiketiyle bir araya getiriyoruz. Sizleri de bekleriz :)