Bugün eve öğleden sonra dönmeyi planlamıştım.
21.30'da eve girebildim...
Yarın laboratuvar sınavım var deney föyüne çalışırım diyordum.
Umurumda değil...
Bu akşamı post hazırlamak yerine okumakla geçirmek niyetindeydim.
İçimdekileri yazmadan yazdıklarınızla ilgilenebileceğimi düşünmüyorum...
Hazırladığım içeriklere bot çağırmaya başlamıştım.
Bu post için kılımı kıpırdatmayacağım...
Anlatacağım hikayeyi daha önce yazmayı düşünmüştüm.
Siteye ilk katıldığımda insanların kalitesinden emin olamamıştım.
Artık insan kalitesini biliyorum ve bugün anlatmamı tetikleyecek aptalca bir gün geçirdim. Hikaye bir kadını anlatıyor ve iki yıl önceye dayanıyor.
İki yıl önce okul döneminin başında sözde interaktif işlenecek bir ders alıyordum. Tabi ders interaktif olmaktan ziyade büyük firmalardan gelen yöneticilerin sektörü anlatan sıkıcı sunumlarına dönüşmüştü. (Okulumuzdan insan çekmeye çalışan ve reklam kaygısı güden sunumlar...) Henüz ikinci haftaydı ve ilk hafta dikkatimi çeken kadın yanıma oturmuştu. O da dersten sıkılmış olsa gerek, o zaman meşhur olan Trivia Crack isimli oyuna dalmıştı. Karşısına çıkan epey basit spor sorusu hakkında bir fikri yoktu ve vücut diline yansıyan gerginliği görüp soruya baktım. Hiç sesimi çıkarmadan doğru cevaba tıkladım.
Bu hareket dersin kalanında sohbet etmemize fırsat tanıdı.
Görsel olarak hoşlandığım kadının sohbetinden de keyif almıştım. Görsel olarak çok insanı beğenebilirsiniz. Fakat ben etkilenme aşamasına gelmiştim. Çenesinde bir gamze vardı ve güldüğünde, utandığında ortaya çıkıyordu. Hatırlayanlar vardır belki. Arjina'nın çenesindeki gamze buradan gelir.
Sohbetin güzel olması vesilesi ile birkaç gün sonra tekrar görüştük. Sonra tekrar ve tekrar. Oldukça keyifli zaman geçiriyorduk. Çeşitli konulardan sohbet ediyor ve konuşacak bir konu bulmakta asla zorlanmıyorduk. Her buluşmamızda evime dönerken damağımda kalan tat beni sonunda konuşmaya itti. Kendisinden hoşlandığımı söyledim. Bana "kendisinin duruma öyle bakmadığını ve arkadaş olarak görüşmelerimizden keyif aldığını" söyledi. Ben de işlerin daha fazla zorlaşmaması için görüşmek istemediğimi belirttim. Oldukça olgun bir cevap vermişti;
Benim için de üzücü bir durum ama sana zarar verecekse tabi ki bitirelim.
On- on beş gün kadar görüşmedik. Sonra ben kendime durumu idare edebileceğimi söyleyip tekrar kapısını çaldım.
İnsanlar istekleri söz konusu olduğunda kendini kolaylıkla kandırabiliyor. Ya da ben fazla aptaldım.
Tekrar görüşmeye başladık. Ben hislerimi arka plana atıyor ve başlardaki gibi keyifle oturuyordum. Arka plana atılmış hislerimin beslendiğinden uzun süre haberim olmadı. Onu rahatsız edebilecek her şeyden mümkün olduğunca kaçınıyordum. ("her şey"i eskiden birleşik yazardım ve bana kızardı.) Kendini rahatsız hissetmesini istemedim ve doğal bir arkadaşlık süreci başladı.
Yapım gereği çok yargılayan bir insan değilim. Daha doğrusu empati yönümün iyi olduğunu söyleyebilirim. Duruma kızsam da karşımdaki insanı o duruma getiren noktaları görebildiğimi düşünürüm. Başına gelen olayları dinliyor ve fikirlerimi söylüyordum. Yakın çevresindeki insanlar gibi her zaman onu haklı görmüyor ve göremediğini düşündüğüm noktaları açıklıyordum. Zamanla derin sohbetler de başlamıştı. Şimdi girip benim bloğumu okusa, ettiğimiz sohbetlerden çok şey görür.
Derinleşen sohbet arka planda haberim olmadan güçlenen hislerimi ortaya çıkarmıştı. Onu üzgün görmek sarılma isteği oluşturuyordu. Fakat sarılmak çift kişilik bir eylemdi ve ben bunu arkadaşça yapamayacak kadar çok hissediyordum. Uzak durdum.
Artık Ece'nin en yakın arkadaşı olmuştum. "Hiç böyle bir söylemi olmasa da olmuştum."
Sonra yine aynı senaryo... Kendisine durumu açıkladım. Yine bana zarar verdiği için uzaklaştık. On ay kadar hiç görüşmedik. Hatta bu süre içerisinde bir dönem erkek arkadaşı bile olmuştu. On ay sonra kendimi iyi hissediyordum ve aramızdaki o muhteşem arkadaşlık ilişkisini tekrar sağlamak istedim.
yine kendimi kandırıyordum.
Görüşmeye başlıyor, çok fazla şey paylaşıyor ve benim üst limitime gelince uzaklaşıyorduk. Geçirdiğimiz zaman içerisinde ondan hoşlanmam bir yana, o kadar güzel bir arkadaşlık kurmuştuk ki o da benden bir şekilde kopamıyordu. İşin en kötü tarafı da buydu.
Bahsettiğim görüşüp uzaklaşma evreleri üç defa yaşandı. Artık kendime gelmem ve tamamen bitirmem gerekiyordu. Çünkü bana iyi gelmiyordu. Kendimi saplantılı biri olarak görmeye başlamıştım. Hareketlerime yansıyan bir şey yoktu. Onun çizdiği sınırlara her zaman saygılıydım ama çok güçlü hissediyordum ve rahatsız ediciydi. Geçtiğimiz dönem arasında Adana'ya gittim ve oradayken yine bitirme kararı aldık. Kendisi memleketine gitmeden bozulan telefonunu bırakmıştı ve ben İstanbul'da bir arkadaşıma vermiştim. Dönünce telefonunu ona verebilmek için son bir kez daha görüşecektik.
İkimiz de bunun bir bahane olduğunu biliyorduk ama istiyorduk. Zamanı konuştuk ve şu an hangi güne rastladığını hatırlamasam da "çarşamba bir yerde çalışacağım, akşam çıkınca buluşalım verirsin telefonu" gibi bir cümle etmişti. Gününü hatırlamasam da ayın kaçı olduğunu hatırlıyorum. 14 Şubat.
Sevgililer gününü anlamlı bulan biri değilim. Bence sevgilinizi ilk öptüğünüz günü kutlamanız çok daha mantıklı ama yine de 14 Şubat olması komik gelmişti.
Ece ile buluştuk. Her zamanki gibi geveze halimle gitmiştim. İşleri zorlaştırmama niyetindeydim ama öyle olmadı. Konuştukça yüzümüz düşüyordu. O bana her şeyini anlatmaya alışmıştı. Ben de ona.
Yaşayacağım şeyleri hatta belki de en mutlu olacağım anları seninle paylaşmayacak olmam çok garip geliyor.
Dedi ve haklıydı. Benim için Ece'nin bir yabancı olması çok anlamsızdı. İyi tanıyordum ve beni çok iyi tanıyordu. O en yakın arkadaşını kaybediyordu ve ben de en yakın arkadaşım ve sevdiğim kadını.
Hiç olmadığını iddia ettikleri sevgilimden 14 Şubat'ta sarılarak ve karşılıklı birkaç damla göz yaşı ile ayrıldım.
O günden sonra okulda rastlaşmalarda birkaç küçük sohbetten öteye gitmedik. Bugün ihtiyaç duydu ve benimle konuşmak istedi. "Size bencilce gelebilir ama biliyorum ki değil."
Bugün o tadı tekrar aldım. Tüm çırpınışlarımı tekrar gördüm. Eve dönerken amcanın biriyle yolda normal bir şekilde sohbet ettim ve Steemit'ten gelen bir bildirime normal cevap verdim. Beş saat önceki doctorbishop taklidi yapıyordum. Eve girdim ve zaten bir şey paylaşamadığım ev arkadaşıma selam verdim.
Bilgisayarı açtım. Beni rahatsız eden duygu yine gelmişti. Malum duygunun rahatsız etme gerekçesi farklıydı. Hislerim yarattığımız mükemmel arkadaşlığa sırtımızı dönmemizi zorunlu tutuyordu. Fakat bildiğim bir şey vardı:
Bir hikaye sadece "şu olursa güzel hikaye olur" gerekçesi yüzünden güzel hikaye olmuyordu.