Piyasayı kendi haline bırakın kendi yolunu bulur. İnsanları kendi haline bırakın kendi yolunu bulur. Dünyayı kendi haline bırakın kendi yolunu bulur.
Bir düzen yarattığımızı varsayıyoruz. Fakat o kadar çok değişken denklemden ayrıyken doğru sonuç vermesini bekliyoruz. Biz insanlar Dünya adını verdiğimiz gemiye bindik. Hepimiz farklı yere gitmeye çalışıyoruz. Herkes kendi kısmını farklı bir yere sürmeye çalışıyor. Kimse de demiyor ki: yahu aynı gemideyiz ortak bir yere gitmek tek seçeneğimiz.
Bir tarafta gününü karmaşık problemleriyle geçirmeye çalışan insanlar, bir tarafta sabah açtığı dükkanından yeterli parayı kazanmak için çabalayanlar, bir tarafta dün gittiği parti sebebiyle uyanmakta zorlananlar, bir tarafta günlük problemleri olmadığı için intihar oranını yükselen insanlar, bir tarafta kendini dine adamış geminin nereye gittiği değil gemiden ne zaman ineceğimiz önemli diyen insanlar, bir de savaşın ortasında doğan insanlar...
Oysa 30 sene önce hepsi eşit şartlar altında anne rahminde döllenip, kazanan sperm olmanın haklı gururunu yaşıyordu. Oysa hepsi kendini dünyanın en güvenli ve en huzurlu yerinde hissediyordu. Sonra doktorun biri geldi ve poposuna bir tokat attı. Artık eşitlikten söz edilemezdi. Daha ilk alınan nefes itibariyle soludukları havanın kalitesi değişmişti. Nasıl bu kadar farklı insanlara dönüşülebiliyordu? Nasıl beceriyorduk? Bir tanesi aşık olurken diğeri nasıl eşini öldürebiliyordu? Bir tanesi bale yapmaya çalışırken diğeri nasıl kendini diğer insanların yanında havaya uçuracak kadar nefret sahibi oluyordu?
Peki ben? Bunlardan hangisi üzerine kafa yormalıydım? Doğru olan "hadi insanlar gemiyi buraya sürelim" demek miydi? Yoksa "haydi insanlar aynı gemideyiz bunu fark edelim" demek miydi? Belki de ikisi de değildi.
Bazen gündelik arzularım ya da hayattan beklentilerim çok küçülüyor gözümde. Doktor ne yapıyorsun? Neyin peşindesin? diyorum.
Kendi kamarama çekilip okyanusun ortasında rotamı arıyorum. Fakat işin kötü yanı: kaybolduğum yerde yokum.