Bundan yaklaşık altı sene önce üniversite amacıyla İstanbul'a geldim. Valizimi Haydarpaşa Garı'nın önüne bıraktım ve "seni yeneceğim İstanbul" dedim.
Klişeleri her zaman komik bulmuşumdur. Yine de yazdığım giriş kısmının gerçeklik payı yok değil.
İstanbul'a geldiğimde bir çok isteği beraberimde getirmiştim. İlk hedefim fabrikada işçi olarak çalışan babamın yaşı nedeniyle daha fazla çalışmamasıydı.
İstanbul da beni küçük bir sürprizle karşılamıştı. Henüz ailemden uzak yaşamaya başlayalı birkaç hafta olmuştu ki kazıdım ve kazandım.
İstanbul'a yeni gelmiş 19 yaşındaki bir çocuğa on bin TL vermek iyi bir fikir değil.
Bir ay sonra paradan geriye hiçbir şey kalmamıştı ve ben kendim için sadece iki gömlek almıştım. Arkadaşlarımla beraber "parayı ezmek" çok büyük bir keyif olsa da ailemin ekonomik durumunu hatırladığım an kendime olan saygımı yitirmiştim.
Kazı-kazandan gelen parayı arkadaşlarımla yemiş olmam yanlış değildi ama İstanbul'da bulunabilmem için ailemin ne kadar zorlandığını göz önüne aldığımızda yaptığım büyük bir aptallıktı.
Ardından hırs yaptım. Babam 60 yaşında mobilya boyuyordu ve ben şımarıklıktan fazlasını yapmıyordum. Okulu saldım ve proje kovalamaya çalıştım. Sıfatım ve bilgim yoktu. Sadece fikirlerim vardı. İkinci büyük aptallık perdesi burada açıldı.
Greenbox işinden tutun akustik ses yalıtımına kadar birçok işe atılmaya çalıştım. Ortaköy'de bir kafeye "sizin için neler yapabilirim" dosyası hazırlamıştım. En büyük başarımın hangisi olduğuna siz karar verin.
- Kafe için dosyada yazdıklarımın yarısı benden bağımsız uygulandı.
- Bir avm projemin çok benzerini iki ay sonra hayata geçirdi.
Bu iki fikir dışında kalan dört girişimim ise tamamen başarısızlıktı.
Girip bir yere çalışmayı düşündüm fakat ailemin bana para yollamasını bu şekilde engelleyemezdim. Çünkü babam sadece okumamı istiyordu. Onu ikna edecek bir iş yapmalıydım.
Şu an dönüp bakıyorum da sadece çalışmak istemediğim o rutin işlerden kaçmışım. Hatta çalışmayıp sadece okuluma baksam, babam şu an emekli hayatına kavuşmuş olurdu. Tek başarım onun çalışma süresini uzatmak oldu.
Bu yıl ilk kez her şeyi bırakıp derslerle uğraşmaya başladım. Dik kafalılığım, aptallığım... Ne isim vermek isterseniz haklısınız. O yaşta o şartlarda aptal olmam gerekiyordu belki bilemiyorum ama cezasını sevdiğim insanlar çekince ister istemez altında eziliyorum.
Sizinle paylaşıyorum çünkü şunları söyleyebilmek için bir tecrübem var;
- Her zaman kahraman olamazsınız.
- Ucu sadece size dokunmuyorsa, risk alırken bir daha düşünmelisiniz.
- Farklı olduğunuzu düşünmeniz ya da farklı olmanız her zaman bir anlam ifade etmez.
Arada gittiğim işleri saymazsak sanırım geç de olsa tamamen okula döndüm. İyi oynayamadım ve kaybettim. Şimdilik oyundan çekildim.
Bir gün daha iyi oynayabilmek niyetiyle...