Yazdıklarınıza tamamen katılıyorum. Türk sineması popüler olanın kölesi olmuş durumda maalesef. Özgün içerik yaratmak ve bunun üzerine çokça emek harcamaktansa (çünkü özgün olmak, kendi tarzını yaratmak zaman ve çaba ister) başarılı bir işi taklit etmek daha "kârlı" Türkiye'de. Yönetmen özgün olmak istese bile kaynak bulamadığı noktada yapımcının isteklerine uymak durumunda kalıyor.
İşin bir başka boyutu da halkın özgün, yeni içerikten ziyade alışık olduğu içeriği yeğlemesi. Pelin Esmer, Emin Alper, Onur Saylak, Seyfi Teoman gibi isimleri bırakın Reha Erdem, NBC gibi isimlerin bile toplumun çok kısıtlı bir kesimi tarafından takip ediliyor hatta biliniyor olması çok acı. Zeki Demirkubuz'un filmlerine karşı olan eleştirinize katılsam da genç sinemacıların kendi tarzlarını bulma yolculuğunda "taklit etme" yolunu meşru buluyorum. Dediğim gibi, bu taklit kendi tarzını oluşturana kadar devam etmeli. Zira Türk sinemasının yetiştirdiği en büyük yönetmenlerden olan NBC, Ozu, Tarkovski gibi yönetmenleri "taklit" ederek kendi çizgisini oluşturduğunu belirtmiştir. Bu yüzden genç sinemacı ucuza, basite kaçmayacaksa, sevdiği yönetmenleri taklit etmesinde sorun yoktur diye düşünüyorum.
Bu mecrada bu gibi "sorunları" tartışabilmek çok güzel, yazınız için teşekkür ederim, serinizin takipçisi olacağım :)
RE: Türk(iye) Sinemasının Problemleri #1: Zeki Demirkubuz Üzerinden Bir Eleştiri