https://www.instagram.com/farukbicek/
Merhabalar.
Bugün yaşadığımız olayları değerlendiriş biçimimizden biraz konuşmak istedim. Kendimce bakış açımız hakkında biraz yorum yapmaya çalışacağım. Temelde hayatın aslında ne kadar nötr olduğu, tüm manayı bizim verdiğimiz üzerine olacak. Bu konu hakkında düşünceniz olursa yorumlarda belirtirseniz tatlı bir tartışma ortamı oluşabilir belki. :)
Hayatımızda başımızdan geçen olayların sonrasında yaşadığımız hisleri tanımlama cesareti içine girmiş bulunmaktayım. Bu tanım aslında hep duyduğumuz ama bir türlü iplemediğimiz bir kavram. Düalizm :) Hayat iç içe geçmiş zıtlıklardan ibaret. Baktığımızda gerçekleşen olaylar sadece gerçekleşir. Ona anlamları bizler katmaktayız. İyi veya kötü yaftasını hislerimiz doğrultusunda eğer acı çekiyor isek kötü, mutlu bir son varsa iyidir diye tamamen bizler yapıştırıyoruz. Ama olay sadece süre gelmiş ve bizde bunu deneyimlemişizdir. Bu noktada duruma olayla etkilenen taraf açısında bir anlam yüklenir haliyle. Hayattaki her şey bence hem iyiyi hem de kötüyü aynı anda barındırır. Biz sorgulamadan olayı yanlı incelediğimizde sadece tek tarafına şahit olup o tarafın hislerini deneyimleriz. Halbuki biraz olsun kendimizden sıyrılıp düşündüğümüzde durumun ne kadar da farklı olabileceğini görebilmemiz mümkün olabilir. Sana kötü hissettiren bir durum başka bir can için hayati derece de önem arz edebilir. Biz tüm hayatları göremediğimiz ve onları hissedemediğimiz için taraflı düşünürüz hep. Tabi bu konu tüm insanların eşit haklara sahip olduğunu, her canın koşulsuz aynı kıymette olduğunu hisseden ve kabul eden bireyler için tartışılabilir bir mefhumdur. Aksi durumda farklı dengeler oluşacağı için bu konuya objektif bakabilmek pek mümkün olmayacaktır elbette. Bunu kabul ederek yolumuza devam edersek eğer, gerçekleşen olayı farklı boyutları ile değerlendirmeye salt anlık tecrübe değil de farkındalık kazanıp bunları tartışmaya açabilecek hale gelmişiz demektir.
Sorgulamadan sadece yaşıyoruz maalesef. Bunu en küçükten dinsel öğretilerden başlayarak aile içi eğitimlerde de dahil olmak üzere zamanla ediniyoruz. Eleştirel bakmak, sorgulamak hep yanlış bir şey olarak gösterildi maalesef. Bunun sonucu olarak da kendi hayatımızı bile sorgulamaz olduk. Hayatımızı hep fazladan dramatize yaşıyoruz. Fazladan mutluluk, fazladan acı, fazladan öfke, fazladan düş kırıklıkları. Bunların müsebbibi çokça iddialı olacağım ama bence tamamen bu. Yanlış değerlendirme. Aslında görüldüğü gibi değerlendirme fiilinin hiç olmaması. Keşke karar mekanizması o an çalışsa da iyi kötüyü seçsek. Maalesef hükümler milisaniyede veriliyor en ufak bir süzgece uğramadan. Oysa ne seçeneklerimiz var aslında. Neleri kazanıyor neler kaybediyoruz bir düşünsek üstünde her tarafında eşit olduğunu göreceğiz. Çünkü hiç bir zaman tam olarak neyi kaybettiğimizi veya kazandığımızı bilemeyeceğiz. Tabi paralel evrenlerin olmadığını varsayarak konuşuyorum. :) Başımıza gelen şeyi kabul edebilsek ve sadece geldi ve aynı şey aynı anda başka insanlara da oluyo. Bu bana özel bir durum değil diye bilsek daha doğrusu görebilsek ne kadar da farklı olur. O olay gelmediğinde şartların nasıl olduğunu da bilemeyeceğiz belkide daha kötü hissettirecek belki daha iyi hissettirecek. Bu kadar bilinmezliğin olduğu yerde hayatı bu kadar kişisel algılamak bence kendimize yaptığımız büyük bi ilizyon. Hayatta her şeyi kişisel algılamaya meyilli olduğumuz içinde birçok noktada fazladan mutlu olur daha sonrasında hayal kırıklığı yaşar ya da fazladan acı çekeriz. Bunu belkide bilerek yapıyoruzdur farkında olmadan. Biraz bu konu hakkında eleştirel yaklaşalım hadi hep birlikte. :)
Sözümü Rene Descartes'in bir sözüyle bitiriyorum.''Düşüncelerimizin haricinde, hiçbir şey tamamıyla bizim elimizde değildir. Her çözdüğüm matematik- problem daha sonra başka bir problemi çözmeye yardım edecek bir kural oldu.''