Her şey oldukça yeniydi, ne yapacağını bilmiyordu. Hoş inancı da yoktu ya. Sadece rutin giden hayatından sıkılmıştı ve yeni uğraşlar peşindeydi. Ne zaman kendine saçma olduğunu söylese de, bir yanı bu kadar tesadüfün fazla olduğu kanısındaydı.
Ellerini ona söylenen şekilde önündeki ahşap oymalı tasa saldırdı. Parmak uçlarında havanın soğukluğunu andıran bir serinleme vardı. Parmakları yanıyordu. Parmaklarını gördüğünde, parmaklarının ışık saçmasına anlam verememişti. Etrafındaki herkes onun şaşkınlık halinin farkında bile olamayacak kadar trans halindeydi.
Artık ne olduğunu düşünmeyi kes, dedi kendi kendine.
-Bir ayindesin buraya kendi isteğinle geldin.
Kendini defalarca bu cümlelerle telkin etmeye başladı. Korkuyordu. Ama bu korku heyecan dolu bir korkuydu. Neden korkuyordu? Mistik güçlerin saçmalık olduğu düşüncesinin aslında ne kadar yanlış olduğunu fark etmesinden dolayı mıydı? Yoksa sadece sıradakinin ne olacağını bilmemek mi? Olacak şey değildi, yanındaki ilginç giyimli insanlara ne oluyordu?
Işık vardı bolca, insanın içini ısıtan bir ışık. Sesler artık eskisi gibi yakın da değildi. Uzaktan ve okşayıcı bir biçimde geliyordu. Kitaplarda yazan gibiydi aynı tanımlaması, sımsıcak bir sevgi seli içine doğuyordu. Ama bu cümleyi okuduğunda hayalindeki ile bu yaşadığı aynı değildi. Sanki her şeyi daha içten hissediyordu. Hissetmek... Bu kelimenin anlamını yeni kavrıyordu. Kendini delice bir mutluluğun içinde bulmuştu. Bu an hiç bitmesin istiyordu. Toprağın o ferah ve aitlik kokusu onu içine almıştı.
Yaşamak ve ölmek...
Kavramlar ve olgular...
Yalnızlık neydi? Doğmak, var olmak, doğa, yaşam ve döngü... Her birine ait hissetti önce kendini. Sonra oturup izledi olup biteni. Hissettiği şey bir güçtü. Ama tükeniyordu, biliyordu eksildiğini. Kalbinin titrek ve düzensiz sesini kulaklarında duyuyordu. Bu nasıl bir bilinç veya nasıl bir bilinçsizlik haliydi böyle? Yavaş yavaş huzurda boğuldu. Üzerine kapanan her ipek çarşaf gerçekliğe çağırıyordu kendisini. Gözlerini açmak istediğinde aslında hiç kapatmamış olduğunu fark etti. Durdu. Neydi o öyle? Olan sadece her bir hücresiyle fark ettiği huzurdu. Tarifi mümkün olmayan, hissedilenle kafanızda örtüşenin bir olmadığı hayal dışı bir dünyaya yapılmış, zarif bir yolculuktu. Artık yoktu, ya da neredeydi?