Bazen gerçek hayattan bir müddet de olsa uzaklaşmak ister insan. En rahat kaçış noktası da farklı hayal dünyaları değil midir? Bu seride hayatını çok fazla sinema filmi, dizi ve belgesel izleyerek geçiren biri olarak arada sırada izlediklerim hakkında da birkaç kelam etmek istiyorum.
Son zamanlarda izlediklerim arasında kendimi karakterlerin yerine koyarak düşünebildiğim nadir yapımlardan biri oldu bu film.
Filmin ismi Anon yani nam-ı diğer anonimin kısaltılmış hali.
Başlangıçta ne oluyor, nasıl bir dünya diyerek başladığımız filmde biraz zaman geçirdikten sonra anlamaya başlıyorsunuz.
Göz belleğinin keşfedilmesi ve sanki bir internet ortamı varmışcasına her yaşadığınızı ve depoladığınız başka görüntüleri de istediğiniz zaman açıp izleyebildiğiniz bir dünya düşünün.
Aramalarınızı direk olarak gözlerinizin önünde sanki bir ekran varmış gibi yapabildiğiniz hayal edin. Eğer bir aynanın karşısına geçerseniz de arayan kişi sizi görebilir. Yani aslında aradığınız kişinin gözlerinden o ne görüyorsa onu gördüğünüzü düşünebilirsiniz.
Sizin bu görsel belleğiniz ETHER denilen bir ağ üzerinde depolanıyor ve emniyet güçlerinin de bu ağa erişimi var. Yani istedikleri görüntüyü istediği zaman açıp izleyebilme özgürlükleri var.
Siz izin vermeseniz de bunu yapabiliyorlar.
Tabi böyle bir dünyada her anınızı hatırlamak yani görsel belleğinizde tutmak istemeyebilirsiniz.
Bu durumda da devreye hackerlar giriyor ve ağda kayıtlı olan görüntüleri isterseniz silebiliyor, isterseniz de yerine başka görüntüler koyabiliyor.
Emniyet güçleri de o gün o saatte ne yaptığını anlayamıyor.
Buraya kadar herşey anlaşılabilir seviyede ama filmimizin konusu çok daha ilginç.
Kurbanlarının göz belleklerini hackleyerek son anlarını katilin gözünden görünmesini sağlayarak ve kendi varlığını da tamamen silen bir seri katilimiz var. Emniyet güçleri hiçbir şekilde bu katilimize ulaşamıyor çünkü ardından ne bir iz ne de bir görüntü bırakıyor.
Daha fazla detaya girmiyorum ki filmi izlediğinizde keyif alabilesiniz.
Başrollerinde Clive Owen ve Amanda Seyfried bulunuyor. İkisi de rolünün hakkını vermiş. Özellikle Amanda Seyfried'i In Time filminden beri takip edemiyordum. Bu role yakışmış.
Filmde bir kedinin görüntüsünün kaybolup geri gelmesi Matrix'deki dejavu sahnesini hatırlattı bana.
Gerçek zamanlı olarak gördüklerinizin hacklendiği ve değiştirilebildiği sahneler ise harikaydı.
Çok hoşuma giden bir repliği de eklemeden geçmeyelim:
"Senin işini yapan biriyle tanıştın mı hiç? Yani aslında hiç var olmayan biriyle?"
"Nasıl yapabilirim ki?"
Sanal dünyada yaptığınız herşey geride bir iz bırakır, o yüzden anonim kalmak istiyorsak ona göre hareket etmemiz gerektiğini de bize ayrıca hatırlatıyor film.
Ayrıca eleştirmem gereken bir konu daha var ki, bellek teknolojisi geliştirilmiş olsa da onun haricinde neredeyse hiçbir teknolojik emare görmememiz de filmin eksiklerin biriydi.
Bir de yapımcısının Netflix olması hasebiyle bütçesinin az olduğunu ve bu yüzden geçiştirilen sahneler olduğunu anlyabiliyorsunuz.
İzlemek isteyenler için fragmanı:
Film kendi içinde çok orjinal sahnelere ve fikirlere sahip, bu da izlemeyi keyifli bir hale getiriyor.
Tüm bunların ışığında benim bu filme puanım: 7.8/10