
Kim olursanız olun, şu hayatta satın alamayacağınız tek şey gençlik, yani zaman.
Çok sevgili bir hocamla, bugün asla beklemediğim, ama bana çok şey katan bir sohbet ettik. Zaten ne zaman böyle içimi dökmek istesem mutlaka o gün içime dokunan bir sohbet etmiş oluyorum. Okulun ücra bir köşesinde yere oturup, elimizde eski bir kahve bardağı ile insanları seyrettik saatlerce. İnsan kendi türünün farklı zaman dilimlerindeki hemdaşlarına bakarken, ister istemez geçmişe ya da geleceğe gidiyor. Sağolsun, bana o güzel evrimini anlattı. Dünyanın en iyi okullarında eğitim görmüş, en iyi şaraplardan tatmış, en yüksek mertebelere çıkıp dünyaya bakmış biri olarak, mutlu olmadığını söyledi. Yaşamak istediği şeyleri zamanında yaşayamadığını söyledi. Her güzel şeyin bir bedeli olduğu gibi, bunun da var dedi. Uzun, beyaz saçlarının ardından gördüğüm kadarıyla gözlerinde geçmişi izleyen bir buğuyla o bunları anlatırken, ben kendimi acaba demekten alamadım. Acaba ben de bir gün onun konumunda olsam ben de mi mutlu olamayacağım ? Ya da ilerleyen yaşlarımda bana da mı böyle bir hüzün çökecek ?
(Ufak bir ara)
Son birkaç ayda kendimi fazla geliştirdim. Ama gerçekten fazla. Kendime hiç zaman ayırmamacasına fazla. Günlerim kod yazmakla, çince bir şeyler okumaya çalışmakla ve sanatla geçti. En son keman çalarken kendimi sanata veremediğimi, kafamda algoritmaların uçuştuğunu fark ettiğimde durdum. O gün hiçbir şey yapmayıp sabahın köründe İstanbul'da hiç gitmediğim bir yere gittim ve saatlerce soğuğu emdim.
Çok fazla insan var.
Hayatım istediğim doğrultuda mı gidiyor ? Herkes genç olmak istiyor. Gençliğine geri dönmek. Ama genç olmanın avantajlarını ne kadar yaşayabiliyorum ? Herkes bunu isterken bu ülke gençliğimi bana ne kadar yaşatıyor ? Öğrenciyken her şey güzel ama iş evin kirasını ödemeye, market alışverişi yapmaya gelince o kadar güzel değil. Çalışmam gerekiyor. Günümün 8 saatini anlamsız, bana hiçbir şey katmayan işlere vermek zorunda kalıyorum. Ve karşılığında ne alıyorum. Sadece faturalarımı. Her 8 saatte benim yaratıcılığım, fikirlerim ölüyor gibi hissediyorum. Gerçekten bu karşılık kaybettiklerimi telafi ediyor mu ? Neden sadece yapmam gerekene odaklanmama izin vermiyorsun Dünya ?

Çalışmak gibi bir zorunluluğum olmasa da oturup sanat yapsam ? Ya da insanların hayatlarını kolaylaştıracak yazılımlar üretip, satıp, parasını sokakta kalan insanlarla parti vermeye harcasam olmuyor mu .Bir aydır bitiremediğim kitabımı bitirmek istiyorum. Oturup Çince ve İspanyolca çalışsam olmuyor mu yani. Belki diğer ülkelerdeki insanlarla daha iyi iletişim kurup senin şu kirliliğine, küresel ısınmana, savaşlarına çözümler bulabiliriz. Sen kaybediyorsun
(Devam)
Belli bir yaştan sonra refaha ulaşmak bir işe yarar mı ? Günlerinizin ya da yapacaklarınızın sayılı olduğunu bildiğiniz bir dilimde ne kadar kendiniz olabilirsiniz ? Eskiden yapmak için yanıp tutuştuğunuz şeyleri şimdi ne kadar istekli yapabilirsiniz ? Sizi tatmin eder mi ? Hocamın konumunda olmayı çok isterdim. O da aynı şekilde benim. Bizim neredeyse taptığımız bir adamın içinden böyle bir ukte çıkacağını düşünmemiştim. Dışardan birisine bakarken, eğer istediğimiz hayatı yaşıyorsa her şey mükemmel zannedebiliyoruz, ya da öyle zannetmek bize iyi geliyor. Beynin asıl uyuşturucusu da bu değil mi. Hayal kurmak. Gerçeği ayırt edemediği için hayallerimizi gerçek sanıyoruz ve bize 'gerçek dünyaya' dönene kadar anlık hazlar yaşatıyor. Dünyaca bağımlısı olmuşuz hayallerin. En büyük sektörlerin porno ve reklam sektörü olduğuna şaşmamak lazım. Kimse istediği hayatı yaşamıyor ( ya da sadece bir kısmımız yaşayabiliyor ).
Daha çok sorularla geçen bir yazı oldu. Sorgulama aşamasındayım, cevabını bulabildiğim şeyler sınırlı. Siz biliyorsanız siz söyleyin. Nasıl yaşayacağız istediğimiz hayatları ? İzlemek istemediğimiz youtube reklamlarını kökten ortadan kaldıracak bir çözümünüz var mı ? (!)