Dün yani pazar günü harika bir gün geçirdim. Felaket yorgundum ama havanın güzelliğini de değerlendirmek istiyordum. Kız arkadaşımla arkadaşlarımızın yanına gidip Şile'ye gitmek gibi bir planımız vardı. Ancak bir arkadaşımız rahatsızlandığı için iptal oldu. O arada evden çıkmış ama çok uzaklaşmamıştık henüz. Madem çıktık, tekrar girip günü öldürmeyelim deyip Beşiktaş'a kahvaltıya gittik. Felaket kalabalıkta görece sakin, güzel bir yer bulup oturduk. Hakikaten de güzeldi.
Daha sonra havanın güzelliğinden faydalanarak Migros'a gidip birer rejisör sandalyesi aldık ve Maçka Parkı'na gittik. Harika bir ortamı var. Çocuğuyla, arkadaşlarıyla, sevgilisiyle gelen bir sürü insan vardı. Meşrebine göre içeceğini alan çime atmış kendini. İstanbul'da betonlardan sıkılan insanlar nadir kalan parklara atmış kendini. Sandalyelerimizi açtık biz de güneşin tadını çıkardık.
Daha sonra bir haftadır sınavlardan ötürü göremediğimiz arkadaşlarımız vardı. Aradım; "Çayı koyun, geliyoruz." dedim. Yarım saat sonra da oradaydık. Laf lafı açtı ama onların sınavları olduğu için çok kalmadık. Gittiğimizde de ders çalışıyorlardı. Çaylarımızı içip sohbetimizi edip kaçtık. Sonrasında ise resmen yorgunluktan ağrımayan yerim yoktu.
Eve gelip nasıl yattığımı hatırlamıyorum. Resmen bilincim kapalı yatıyordum. Hemen yemek yeyip koltuğa uzandım ve Çukur dizisini açıp laptopu televizyona bağladım. Sonrası ise değmeyin keyfime modu. İki bölüm Çukur izledikten sonra da zaten istemsiz bir şekilde bayıldım. Sonuç olarak çok yorucu ama harika bir Pazar günü geçirdim.