Bu yazı, ömrünü sorularla, sorunlarla, zafiyetlerle geçirenlere klavuzluk etmek için yazılmadı. Öyle bir amaç güdülseydi sonuna kadar okunamaz bir yaşam manifestosu haline dönüşürdü.
Bak hayatına, çalıştığın alana ve hayatına kattığın insanlara, bak.
Birisini güzel, diğeri eğlenceli, bir diğeri ise belki zengin diye ve hatta birini de daha bilge diye hayatında tutmaya çalıştın. Gerçekten bunu yaptın. Daha iyi gelir elde edebileceğin bir iş için hırslandın. Daha iyi mobilyalar ve evler ve arabalar için mi yaptın? Gerçekten mi?
Başarısızlık halin başarının üzerine kuruludur ve tam tersi de olur. Bu duygunun peşinde olma. Yerinde kımıldama. Her iki durumda kendinle fazla özdeşleştirme. Senin canladırmalarının sonuçu oluşan olgulara kapılma.
Su akarken soru sormaz ve yargılamaz, su gibi olmayı seçebilirsin. Su gibi herşeye yarar sağlamayı ve en kirli noktaları bile temizleyebilirsin.
Biliyorum, okurken bile buna cesaretinin olup olmadığını soruyorsun. En azından kendine doğru bir soru sormakla başla:
Kendine, insanların ve olayların akışına müdahele etme. Kozmik ahenk kaybolup yerini kaosa bırakır. Kımıltısız davran.
Aldatılmak istemiyorsan, zihninde kımıltısız kalmayı, gönlünü açmayı, kendini beslemeyi ve sana ait olmayan heveslerin peşinde koşmayı bırakabilmeye çalış.
Eylem saf ve benlikten arınmış olduğu sürece, herşey bulunması gereken yere en mükemmel şekliyle yerleşir. Süreçleri doğal hallerine bıraktığında kendi döngülerini başlatır.
Kımıltısız kalarak ağırlıklarından kurtulmaya başla, hadi…