Herkese Merhaba,
Bir önceki postumda sizlere söz ettiğim gibi tarih bağlantılı yazı serime bu yazımla başlamış bulunmaktayım. Kişi yaşadığı yerin hikayeleriyle kendisini takdim ederse daha doğru davranmış olduğuna inandığım için ben de yaşadığım şehir olan Van'ın bilinmeye değer kültürel mirası olan Akdamar Adası'nı anlatmakla başlayacağım.
Üzerinde ünlü kilise ile manastır harabelerinin bulunduğu Akdamar adası, Van-Tatvan karayolunun 50 km’de kıyıdan 4 km açıkta yer almaktadır.
Zamanla gelişen manastırın ilk yapıları Kral I. Gagik tarafından 915-921 yılları arasında yaptırılmıştır. Kaynaklara göre kilise, saray, hizmetli odaları, teraslı bahçeler ve limandan oluşan yapıları kral kendisi tasarlamış, uygulamayı keşiş mimar Manuel gerçekleştirmiştir. 1021’de Vaspurakan Krallığı ortadan kalkınca 1113’te yapılar manastıra çevrilmiş, bu tarihten 1895 yılına kadar bölgede Ermeni Patrikliği’nin merkezi olmuştur. Bazı kaynaklarda kiliseyi yaptırmalarının amacı Kudüs’ten İran’a kaçırıldıktan sonra 7. yüzyılda Van’a getirilen Hakiki Haç’ın bir parçasını orada muhafaza etmek olduğu belirtilmektedir.
Manastır olduktan sonra Kutsal Haç Kilisesi adıyla anılan yapı, dört yapraklı yonca biçimli haç planında tasarlanmıştır.
Akdamar Kilisesi, yörenin en zengin plastik süslemelerine sahiptir. Dini konulardan, ermeni döneminde yaşayan prenslere, soyluların yaşamlarından , hayvan figürlerine kadar bir çok konu işlenmiştir. Resimler arasında, çift olarak işlenmiş hayvan figürleri ile efsanevi yaratıklar da mevcuttur. İkinci kuşakta bağımsız heykel görünümü veren veya çörten biçiminde işlenmiş balıklı kuş, geyik gibi çeşitli hayvan figürleri yer almaktadır. İri üzüm salkımları arasına hükümdar figürleri , av sahneleri ,saray eğlenceleri, günlük hayattan kesitler ve av hayvanları gibi konular işlenmiştir.
Güney cephesinde ise 4 büyük kitapta geçen peygamber kıssalarından Hz. Yunus’un gemiden atılması, balık tarafından yutulup sonra tekrardan karaya atılması ile Ninova kralına nasihat etmesi, İbrahim peygamberin oğlunu kurban etmesi , On Emir’i taşıyan Musa peygamber ve cennetten kovulan Adem ve Havva sahnesi de canlandırılmıştır.
Konum ve coğrafi güzelliğinin yanı sıra tarihin arka sayfalarında bilinmeye değer bir mimari yapı olup, aynı zamanda güneşi güzelliğiyle kıskandıran bir Tamara’nın varlığı da tarihin,mimarinin ve aşkın bir arada kaynaşmasıyla bizlere eşsiz bir güzellik sunmaktadır.
Tarihi gerçeklik somutluğuyla böyle olsa bile, ben siz değerli steemit okuyucularına soyut bir kültürel miras olan Akdamar söylencesinden de kısaca söz etmek istiyorum.
Efendim; vaktizamanında bu adada yaşayan Ermeni baş keşişin, güzelliği dillere destan Tamara adında bir kızı vardır. Adanın çevresindeki köylerde çobanlık yapan bir genç bu kıza âşık olur. Genç çoban Tamara ile buluşmak için her gece adaya yüzer. Tamara ise her gece, karanlıkta yerini belli etmek için onu bir fenerle bekler.
Bundan haberdar olan kızın babası, fırtınalı bir gecede elinde fenerle adanın kıyısına iner ve sürekli yer değiştirerek gencin boşuna yüzüp, gücünü yitirmesine sebep olur.
Yüzmekten gücünü yitirip, yorulan genç çoban boğulur ve boğulmadan önce son nefesiyle "Ah Tamara" diye haykırır. Bunu duyan kız da hemen ardından kendini gölün sularına bırakır. O günden sonra ada Ah Tamara ismi ile anılmaya başlanır.
Akdamar adasıyla ilgili yazılacak çok şey olmasına rağmen okuyucularımı yormamak adına elimden geldiğince makul bir uzunlukta tutmaya çalıştım. Bu paylaşım ile ilgili fikirlerinizi yorumlarda görmek beni mutlu edecek.
Şimdilik hoşçakalın… İyi okumalar…
Resim kaynakları; 2.,3.,ve 4. resimler kişisel arşivime aittir.