Ben Ayışığına vurgundum, bunu kimse bilmezdi.
Gizli gizli yakamozları seyrederdim tenhada, kimse görmezdi.
Hani bulur ya nehirler denizleri,
bulurdum ben de sensizlikte seni.
Ama;
yine de hasretim, hicrânım dinmezdi.
Ben karanlığa sevdalıydım oysa;
Bir bakış; kurşun gibi vurur, ağır yaralardı.
Gece koşardı imdadıma, merhemsiz yaralarımı sarardı.
Anladım, ben gecenin rengine aşıktım;
Siyaha sevdam bu yüzden.
Sevgilinin zülfü dedim; boynum büküldü, başım eğildi.
Bunu nasıl şerh edeyim.
Her gece karanlıktı ama, her karanlık gece değildi.
Ben hasretine meftundum;
Vuslat kapıyı çalar açmazdım.
Hicrân ateşi tutuştururdu gönül hanemi, küle döneceğimi bilir, yine de kaçmazdım.
Yanar, kavrulur, kor ateşlere düşer,
Yine de sînemi rüzgârlara açmazdım.
Ben sâki’nin elindeki kadehe müptelâydım.
Mey’i görmeden sarhoş olur, sır söylerdim.
Açılırdı perdeler, diyeti ölüm olan manayı seyrederdim.
Ben aslında Cemâl’e aşıktım.
Dilimle değil,kalbimle ismini anardım
Dönerken ateşin etrafında pervâne gibi, eteklerim tutuşur yanardım.
Su diye ateşe çağırırdın efsunlu sesinle, her seferinde yine kanardım.
Diyetinin cân olduğunu bile bile;
yine de dolanırdım sevdanın yollarında.
Elin tetikte hazır, mermi namlunun ucunda,
ben yine bilmem kaçıncı kez aşkla vurulur, ölürdüm kollarında...