Hayatın içinden! denir ya...
Sanki tüm yaşananlar hayatın dışındadır. Bu cümleyi kuranın hayatı küçümseyerek ettiği laf, derinde farklı biçimlerde şekillenerek ortaya çıkar.
Zaten böyle lafların da söyleniş anları spontane zamanlara aittir. Konu konuyu açar, sohbetler derinleşir o anlarda. Gerçeklikten uzaklaştıkça cümlelerimizin içindeki devrik cümleler kendi başlarına anlam aramaya başlarlar. Dinleyenin ruh haline göre şekil aldıklarından olsa gerek, kelimenin cümle içerisinde ki hali çok da anlam ifade etmez.
"Hayatın içinden bunlar, hepsi hayata dair."
Düşündüklerimizi söyleyemediğimiz için düşünmeden söylediklerimizin etkisini kelebek teorisine benzetirim bu yüzden. O kelime, cümlenin içerisine girdiği gibi etkisini göstermeye başlar. Çığ gibi yuvarlanarak büyür. Başladığı noktadan uzaklaştıkça devleşir, üzerinden geçtiği tüm anılar, kelimenin arsızca anlam arayışı altında kalır.
Artık yapacak bir şey yoktur. Kelime kendi anlamını yaratmıştır. Bildiğimiz ve/veya tanıdığımız değildir o yüzden. Kendi başına anlamını doğuran Kybele'dir. İstemesek de anlam arayışımızın yönü bu yüzden o olacaktır. Adının içinde geçtiği her cümle kendi başına yalnızdır "hayatın içinde".
Hayat!
Soluk alarak geçirdiğimiz zaman mıdır? Yaşanmış anıların toplamından ardımızda geriye kalan mı?
Hayatın içinde olanlar, kalanların hesabının tutulmadığının ispatı mıdır?