Bir kutu sıcaklık
Kısa yazılarımın arasına zaman ayırıp bir şey eklemeyeli uzun olduğunun farkındayım değerli Steemian'lar. Ama bu konuyu anlatması hem çok kolay hem çok güç aslında. Şimdi bakınca farklı bir dünya gibi geliyor. Ellerimin, ayaklarımın küçük olduğu ama hep üşüdüğü soğuklar vardı eskiden. Çorabın hiç ısıtmadığı, patikten ayak parmağımın dışarı çıktığı zamanlar... Sular hele, şimdiki sular gibi değildi asla, hep soğuktu. Kara sevdalıların eksi kırk derece soğuk suda yüzdüğü bu zamanlarda aşık değilsen ellerini yıkarken suyun altında biraz fazla tutsan bir iki parmağın çatlayarak kırılabilir, o sudan tek seferde bir yudumdan fazla içersen damağın donabilirdi.
Çoğu bilmez, bilenler de pek fazla konuşmaz o soğuktan. Çünkü bahsi bile ürpertir insanı. Çatlak bir pencere pervazı arasından sızan uğultulu bir yelin hiç beklemediği bir anda insanın sırtına vurması gibidir soğuktan bahsetmek. Her bir detayı anlatıldıkça bir parça daha üşütür, ve bir defa tüm yalınlığıyla anlatılmışsa insanın içini titretmeden kaybolmaz asla.
Her cihan padişahının hükmünün bir sınırı olduğu gibi eskinin bu sınırları geniş mi geniş soğuk sultanlığının da bir sınırı vardı. İşte bu sınırın öte tarafındaki uç beyliğinde iyi, güzel, doğru namına ne varsa hepsi demirden kara bir kutunun içine toplanmış, adeta yaklaşan herkese hayatın sırrından paylaştırmaktaydı. Üstlerinde çizilmiş kestaneler ve fokurdayan çaydanlıklarla uzunca bir süre bu sırrı paylaştırmaya devam da etti bu demirden kutular. Hissizleşen parmaklara can verdiler, buz tutmuş yanakları pembeleştirdiler. Çehrelerdeki gergin, endişeli ifadeleri mutlu ifadelerle değiştirdiler.
O evlerin insanları da başkaydı, küçük şeylerden mutlu olan hayatın zorluklarını bilen insanlardı. Şimdi eskiye baktığımda insanı iliklerine kadar ısıtan o eski odun sobalarını mı yoksa o evlerin telaşlı insanlarını mı daha çok özlüyorum bilemiyorum.
Resim Kaynak: http://gazianteppusula.com/haber/odun-sobasi-nostaljide-kaldi-haberi-9959.html