Önemli Türk edebiyatçılarının eserlerinden söz ettiğim yazı dizimde bugün Pınar Kür romanlarını neden severek okuduğumu anlatmaya çalışacağım. Pınar Kür'ün öykü ve romanlarından söz etmeye başlamadan önce, burada yapmaya çalıştığım işin bir edebiyat eleştirisi iddiası taşımadığını belirtmek istiyorum.
1943 Bursa doğumlu olan Pınar Kür Türk dili ve edebiyatı öğretmeni bir anne, Fransızca ve matematik öğretmeni bir babanın çoçuğudur. Lise eğitimini Robert Kolej'de tamamladıktan sonra lisans eğitimini Queens College ve Boğaziçi Üniversitesi'nde tamamlamıştır. Ardından Sorbonne Üniversitesi'nde Karşılaştırmalı Edebiyat üzerine doktora yapmıştır.
Pınar Kür romanlarının kanımca en önemli üstünlüğü, klasik romanlara benzer biçimde, gerçeklik hissini başarıyla vermeleri. Bu romanlar modern özellikler taşıyan “gerçekçi” romanlar olarak kategorize edilebilir. Bir Pınar Kür romanını okurken kurgulanmış olay, mekan ve karakterle karşı karşıya olduğunuzu çoğunlukla hissetmezsiniz. Bu durum Pınar Kür romanlarını inandırıcı ve sürükleyici kılar. Örneğin yazarın Sonuncu Sonbahar romanına kendimi öylesine kaptırmıştım ki uykusuz kalmayı göze alarak, sabaha karşı bitirdiğimi hatırlıyorum. Pınar Kür'ün üslubu konusunda fikir sahibi olmanız için aşağıda romandan rastgele bir pasaja yer verdim.
Böyle saçmasapan bir sözün alaycı bir sesle söylenmemesi gerekirdi ama, hayret, düşünceli ve hatta aşırı ciddi bir sesle söylendi. Suçüstü yakalanmışlığını unutturma çabaları onu gerçek bir kıskançlık kavgası çıkarmaya itebilir mi? Bu kadar sersem olacağını sanmıyorum. Üstelik, yüzüme kötü kötü bakmıyor, sayfaları çevirmeye devam ediyor. Son derece ilgiyle hem de...
Pınar Kür nasıl bu denli inandırıcı bir dünya kurabiliyor? Kendisinden yaratıcı yazarlık kursu almış olmama rağmen bunu bilemiyorum. (Silip silip yeniden yazıyorum demişti🙂) Pınar Kür karakterleri ne sıradan kişilerdir, ne de birbirlerine benzerler. Pınar Kür üstelik, Sonuncu Sonbahar ve Cinayet Fakültesi romanlarını, bir erkeğin, emekli matematik profesörü Emin Köklü’nün dilinden anlatmıştır.
Kadın duyarlılığının romanlarına önemli katkılar sağlamış olması ve kadın sorunları üzerine de yazmış olmasına rağmen (Bkz Asılacak Kadın romanı), Pınar Kür’ü “kadın yazar” kategorisi içinde değerlendirmek pek olası değildir. Pınar Kür, kadın olmasından bağımsız olarak, romanları keyifle okunan usta bir yazardır.
Pınar Kür’ü bir romancı olarak ele alıyor olmakla birlikte, öykücülüğünden söz etmemek olmayacak. Pınar Kür’ün “Akışı Olmayan Sular” ve “Bir Deli Ağaç” isimli öykü kitapları, özenli üslupları, mükemmel kurguları ve içerdikleri duyarlıklar ile onları okumaya ayrılan sürenin karşılığını sonuna kadar veren eserlerdir.
Pınar Kür romanları kolay okunur ve örtülü bir şiirsellik içerirler. Sık kullanılan iç konuşmalar roman kişilerinin iç dünyalarını görmemize, olayların derininde yatan gerçeklikleri, ruh durumlarını fark etmemizi sağlar.
Peki Pınar Kür romanlarında hangi konular işlenir? Aşk, iktidar ilişkileri ve cinayet Pınar Kür’ün en çok üzerinde durduğu temalardır. Roman kişileri genellikle toplumun seçkin kesiminden, marjinal kişilerdir. Bir Cinayet Romanı, Sonuncu Sonbahar ve Cinayet Fakültesi heyecan dozunun hiç düşmediği cinayet romanlarıdır.
Pınar Kür üslup anlamında yenilikçi bir yazardır. Klasik bir anlatımı olan Yarın Yarın romanından sonra, Asılacak Kadın’ı bilinç akışı tekniğiyle yazmış, Bitmeyen Aşk’ta anlatısını ve romanın gidişini yazar sıfatıyla değerlendirmiş, Bir Cinayet Romanı’nda yazarı da katil adayları arasında göstermiş, Sonuncu Sonbahar’da yazarı bir roman karakterleri olarak konumlandırmıştır.
Pınar Kür’ün en çok beğendiğim kitabı hiç kuşkusuz “Bitmeyen Aşk” romanıdır. “Bitmeyen Aşk” bunca boş aşk lafının edildiği edebiyat ortamımızda, aşkın ne olduğunu tarife yönelen, bu arada aşkı duygusuz bir biçimde incelenecek bilimsel bir nesne olarak da ele almayan bir eserdir. Mirasyedi bir erkek şair ile tiyatrocu bir kadın arasında doğan ve gelişen aşkın aşamaları, iniş çıkışları ve bunların arkasındaki nedensellik işlenir bu kitapta. Roman sırasıyla kadının, erkeğin ve yazarın anlatıcı olduğu bölümler üzerinden ilerler. Yazar kendi bölümünde o ana kadar geçen olayları yorumlar ve bir tür örnekli aşk öğretmenliği yapar. Bu kitapta aşk bir süreç olarak ele alınır ve aktörlerinin durumlarındaki değişimlerin aşka etkileri araştırılır.
Pınar Kür’ü hiç okumamış olan okurlar hangi kitabından başlamalı? Benim önerim Akışı Olmayan Sular kitabı ile başlamaktır. Genişçe bir okur kitlesinin kitapları konusundaki tercihlerini buradan inceleyebilirsiniz.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.